Geçtiğimiz haziranda “Büyüyünce annesine ev alamayan tüm çocuklara ve onlardan yalnızca mutlu olmalarını bekleyen biricik annelerine.” notuyla paylaştığı Bir Artı Bir EP’nin ardından Sena Gül’ün sesini İhsan Canıtez’in “Balık” adlı animasyonunda, bağ kurmak ve yakınlık üzerine düşündüren Müge karakterinde duyduk. Şu sıralar ikinci albümünün hazırlıklarına kapanan Sena’nın zevklerini, hafızasını, gündelik hayatını kurcaladık.
Meraklısına, “Uslu çocuk büyüyünce: İhsan Canıtez ile ‘iyi’ şeyler anlatmak üzerine” başlıklı röportajımız da burada.
Hava serinlediğinde geri döndüğün ilk alışkanlık?
Anında, ANINDA hoodie giymek ve bere takmak.

Sonbaharda keşfetmek istediğin bir yer?
Ege’de, sezon bittikten sonra herhangi denize kıyısı olan bir yer.

Bir film / dizi karakteriyle tatile çıkacak olsan kimi seçerdin?
Before Midnight’taki Céline. Tatilin yarısını gezip yarısını hayatı tartışarak geçirirdik.

Çocukluk kahramanlarından biri? Onu diğerlerinden ayıran neydi?
Galiba Hermione Granger. İnek öğrenci olduğum için kendimi ona yakın hissetmek çok hoşuma giderdi. Çok kontrolcü ve bir tık uyuz biri olması yüzünden kendini maceraya bırakması en zor olan kişi aslında ekipteki. Ama bunu her seferinde başarıyor. O yüzden bana da iyi hissettirirdi.

Tepkilerini takip ede ede arkadaşına izletmek isteyeceğin bir film?
Mark Osborne’un yönettiği The Little Prince (2015) animasyon filmi geldi aklıma. İnsanların nerelerde gözlerinin dolduğunu görmek hoşuma giderdi herhâlde.

Binge watching’e dalacak birine önereceğin dizi?
Modern Family ve The Office maalesef hiç şaşmaz bende. Kaçıncıya bitirdim bilmiyorum.
Kimsenin fark etmediği bir özelliğin?
Konuşurken yanımda başka herhangi bir ses duyduğumda cümlelerimi bilinçli olarak sürdüremiyorum. Tamamen omurilikten devam ediyor cümlelerim ve tüm dikkatim dağılıyor. Ne dediğimi anlamıyorum, çoğu zaman da hatırlamıyorum ağzımdan neler çıktığını. Dikkatim öyle dağılıyor ama bunu belli etmemeyi zamanla öğrendim. (Umarım öğrenmişimdir çünkü bomboş bakıyor gözlerim, arkadaşlarım anlıyor mu bilmiyorum.)

Keşke unutup en baştan okuyabilsem dediğin bir kitap?
Çok eskiden okuduğumda heyecandan yemek yemeyi unuttuğumu hatırlıyorum; aynı çocuksu hisle aynı heyecanı yaşamayı çok isterdim galiba. Bir sürü geldi aklıma ama herhâlde çocukluk heyecanı olsa gerek; aklıma ilk gelen Murat Menteş’ten Dublörün Dilemması oldu.

Yağmurlu bir günde arabadasın. Başını cama dayayıp dinlediğin şarkı?
Çok zor soru. Ama bu aralar MARO – “SO MUCH HAS CHANGED” dinliyorum sıkça.

“Bu yemek burada yenir” iddianı boşa çıkarmayacak bir mekân?
Hiç sakatat sevmeyen bir insanı bile tavlamayı başardınız ya, size helal olsun Araf!