Bu yazımda modern öncü ressamların liderinden, Pablo Picasso ve erken dönem şaheseri Les Demoiselles d’Avignon (Avignonlu Kızlar, 1907)’dan bahsetmek istiyorum. Bu resimle Picasso yeni bir biçim, kompozisyon ve algı anlayışı yaratarak klasikçi resim anlayışını yok etti.
Pablo Picasso 1881’de İspanya’da Malaga kasabasında doğdu. Babası ressam ve sanat öğretmeni Don José Ruiz y Blasco’ydu. Yedi yaşında babasından ilk resim derslerini akademik bir biçimde aldı. 14 yaşında, oldukça yetenekli Picasso, Barselona’da Escola de la Llotja Sanat Okulu’na yazıldı. İki yıl sonra öz güven ve hırsla dolu bir şekilde eğitimini Madrid’de Real Academia de Bellas Artes de San Fernando’da sürdürdü.
Pablo Picasso’nun resimlerinden birinin, 1900 yılında, Paris Dünya Fuarı’nda İspanyol Çadırı’nda sergilenmek üzere kabul görmesi ilk başarılarından oldu. Kendisi bu sebeple dünyanın modern sanat başkentine ilk defa seyahate çıkacak ve 1904’ten itibaren burada yaşayacaktı. Burada Parizyen modern entelektüel ve modern avangart kesimin parçası hâline geldi. Picasso, Max Jacob ve Guillaume Apollinaire gibi ressamlarla arkadaş oldu. Leo ve Gertrude Stein gibi öncü koleksiyonerlerden destek gördü. Paul Rosenberg ve Daniel-Henry Kahnweiler gibi galeri sahipleriyle çalıştı. Dora Maar, André Breton, Georges Braque, Henri Rousseau ve Henri Matisse gibi sanatçılarla hayat boyu süren bağlantılar kurdu.
Pablo Picasso’yu yaşamı boyunca hep güdüleyen şey, sanatsal yenilikler arayışı oldu. Bu sebeple eserleri farklı dönemlerden oluşur. 20’nci yüzyılın başından itibaren Mavi Dönemi (1901-1904) ve Pembe Dönemi (1904-1906) figüratif ve öyküsel yönler gösterir; ressam bu dönem eserlerinde yaşam ve ölümün yanı sıra, şahsi mutluluk ve acı hakkında ontolojik temalar işlemiştir. Sonrasında ilkelcilerden etkilendiği Afrika Dönemi (1907-1909), kendi tarzını oluşturmasına zemin hazırlamış, bu tarz “Analitik Kübizm”e (1909, 1912) ve “Sentetik Kübizm”e (1912-1919) dönüşmüştür. Sonrasında Picasso, neoklasikçi tarza modern bir yaklaşım geliştirmiş, bu tarzla 16’ncı ve 17’nci yüzyıl ustalarının modern geleneklerini, modern avangartçı icatlarla birleştirmiştir. 1920’lerdeki eserleri gerçeküstücülük etkileri taşır, 1940 sonrası geç dönem işlerinde ise önceki sanatsal tarzlarının sentezi görülebilmektedir.
Paris’te yaşamaya başladığı andan itibaren, eserleri eşsiz ve yenilikçi bir resim biçimi bulma amacına odaklanmıştır. Picasso’nun son derece rekabetçi kişiliği, hem resmin akademik geleneklerine hem de dönemin avangart ressamlarına kafa tutmasına sebep olmuştur. Özellikle modern ressamların en önde gelen isimlerinden olan Matisse, Picasso’ya hem rol model hem rakip hem de daha sonrasında arkadaş ve yoldaş olmuştur.
Picasso aradığı kişisel atılımı Gauguin ve Cézanne gibi erken dönem modernistler ve kendi ilkelci ve modern resminin zorlayıcı bir sentezi olan Les Demoiselles d’Avignon’la başarmıştır. Günümüzde bu resim, Picasso’nun onu arkadaşlarına, akranlarına ve koleksiyonerlere ilk gösterdiği zamanki kadar radikal görünmeyebilir. Ancak o dönem o kişiler bu resimden radikal yeniliği sebebiyle nefret ettiler ve Picasso resmi, sonraki dokuz yıl boyunca örtüler ardında sakladı.
Eser ilk olarak, Gelett Burgess’ın The Architectural Record’un Mayıs 1910 tarihli sayısı için kaleme aldığı “Paris’in Vahşileri, Matisse, Picasso ve Fovistler” başlıklı makalede görülmüştür. Amerikan neşriyatındaki bu makale, Fransa’da La Révolution surréaliste’in 1925 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Picasso; resmi ilk olarak Haziran 1916’da Salon d’Antin’de, şair André Salmon tarafından organize edilen bir sergide izleyicilere sunmuştur. O zaman bile Les Demoiselles d’Avignon, yaygın şekilde ret ve olumsuz eleştirilere maruz kalmıştır.
Eser nihayetinde 1924’te tasarımcı Jacques Doucet’e 25.000 frank karşılığında satılmış; Doucet resmi 1929’daki vefatına kadar himayesinde tutmuştur. Dul kalan eşi eseri sevmemiş, New York şehrinde bir sanat galerisi olan Jacques Seligman & Co.’ya satmıştır. Son olarak galeri, resmi New York Modern Sanat Müzesine 24.000 dolara satmıştır. Resim, 1939 yılından beri burada sergilenmektedir.
Les Demoiselles d’Avignon, 1907’ye kadar çoğunlukla küçük ve orta büyüklükte resimler üzerinde çalışan Pablo Picasso için büyükçe bir resimdir. Eser, beyaz perdelerle süslenmiş isimsiz bir alanda duran, beş nü figür tasvir etmektedir. Ön planda ufak bir natürmort seçilebilmektedir. Eser ilk kez, André Salmon tarafından Le Bordel Philosophique olarak adlandırılmış ancak Salmon 1916’da resme şu anki ismini vermiştir. Le Bordel Philosophique ismi Barselona’da hem sanat malzemeleri satan dükkânlar hem de genelevlerin bulunduğu bir caddeye atıftır. Mahallenin, Picasso’nun şahsi geçmişinde yeri vardır.
Eserde izleyiciye doğrudan önlerini dönerek, onları da böylelikle sahneye şahit eden, beş hayat kadını resmedilmiştir. İzleyicinin aklına o an; Ingres’den Büyük Odalık (1814), Goya’dan Çıplak Maya (1797-1800),Manet’den Olympia (1863),Cézanne’dan Üç Yıkanan (1879-1882) veya Matisse’den Mavi Nü (1907) eserlerine atıflar gelebilir. Ancak bu başyapıtlardan farklı olarak Picasso’nun eserinde erotizm eksiktir, zira resmedilen nü figürler isimsiz ve gayrişahsi varlıklardır. Çizgisel perspektif veya yanılsamacı derinliğe sahip olmayan resim alanını; kadınlar değil figürler, bedenler değil biçimler doldurmaktadır. Herhangi bir ruh hâli belirtecek yüz ifadeleri yoktur. Kadınların duruşları bile, sanki hareketleri zaman içinde dondurulmuşçasına sert ve sabit görünmektedir. Bedenleri et bloklarından oluşuyor gibidir, suratları ise ölüm maskelerine benzemektedir.
Les Demoiselles d’Avignon spontane yapılmışa benzer. Muhafazakâr sanatseverlerin gözüne rafine zanaatçılıktan yoksun olduğu için bitirilmemiş bir taslak gibi görünebilir. Fırça darbeleri geniş ve görünür hâldedir, bazı renk alanları belli belirsiz kalmıştır, kültürel atıfların karışımı huzursuz ve belirsiz bir zihne işaret eder. Ancak gerçek bunun tam tersidir. Picasso’nun resmi bitirmesi yaklaşık bir yıl ve 700’ün üstünde hazırlık çizimiyle gerçekleşmiştir. Ressam çalışmalarına, Mart 1906’da gerçekçi bir yaklaşımla başlamış; bu evrede beş hayat kadınının yanına birer tane de erkek tıp öğrencisi ve denizci yerleştirmiştir. Bu erken denemede, genelevdeki gerçek uzamsal durumu temsilen bir masa ve somut görünümlü bir uzamsal temsil görülmektedir. Sonrasında erkek figürler kompozisyondan çıkarılarak tamamen kadın figürlere odaklanılmıştır. Daha Afrika maskeleri eklenmemiştir… Nü figürlerin yüzleri yalnızca, İberya sanatı ve Orta Çağ Avrupa sanatının etkilerini sergiler. Mart 1907’de Trocadero Etnografya Müzesini ziyaretinden sonra, resmin sağ tarafındaki figürlere iki Afrika maskesi ekler.
Galericisi Kahnweiler, 1920’de Les Demoiselles d’Avignon’un kübizmin başlangıç noktası olduğunu yazmıştır. Yazısında; 1906 yılının başlarında Picasso’nun kadınlar, meyve ve perdeleri resmeden bir esere başladığını, resmin ona bitmemiş gibi gözüktüğünü zira tarz ve biçimlerin karışımının birleşik bir bütün oluşturmadığını hatırladığını yazar. Kahnweiler için resim, bir yükselişi, resimle alakalı tüm sorunlarla aynı anda gerçekleşen devasa bir çarpışmayı ve Avrupa resim geleneklerinden kopuşu sembolize etmekteydi.
Eser gerçekten farklı tarz ve akımların sentezidir. Beş figüre baktığımızda, figürlerin anatomilerinin biçimlendirilişindeki serbestlikte El Greco’nun etkilerini görürüz. Aynı anda bedenleri ve perdeleri ayırt etmek için kullandığı geometrik şekiller ve tabii bariz şekilde natürmortta Cézanne’ın etkisini görürüz. Bir yandan da beş figürün üçünde fark edilir şekilde; Picasso’nun 1904’ten beri takip ettiği ve koleksiyonunu yaptığı ilkel sanatın etkilerini izleriz. Soldaki figür Mısır resminden etkilenmiştir, sağda ayakta duran ve oturan iki figür ise Afrika maskeleri tutuyor gibidir. Merkezde ayakta duran iki figür de bazen İberya sanatı ve romanesk sanatla bağdaştırılmıştır. Bu anlamda, Les Demoiselles d’Avignon açık açık ilkelciliğin etkisi altındadır. Bu yeni estetik anlayışı Picasso’nun çizgisel perspektifinin baskınlığını aşarak, yeni bir algı şekli elde edebilmesine katkıda bulunmuştur. Resmin yassı yüzeyi; iki boyutlu görüntüsü ve insan bedeninin karmaşık, organik ana yapısının geometrik şekillerden oluşan bir örgüye indirgenerek, soyutlaştırılmış figürler geleneksel Avrupa resminin üç ana yönü olan yanılsama, temsil ve öykülemeyi ortadan kaldırır. Eser son derece biçimcidir, zira yalnızca sanata özgü olan şekil, biçim, resim derinliği ve perspektife yönelik sorunlara karşı tepkidir.
Les Demoiselles d’Avignon’un çeşitli kültürler ve geleneklerin yanı sıra, hem klasik hem modern sanata atıflarla çeşitli kültür ve geleneklerin sentezini yarattığını anlamaktayız. Pablo Picasso’nun bütüncül tarz harmanı yeni bir resme zemin hazırlamış, böylelikle kübizmin yanı sıra yeni bir resim anlayışının temellerini atmıştır. Bundan üç yıl sonra, bu temel Kandinski’nin işlerinde somut biçimlerin tamamen soyut şekiller hâlinde çözülümüne yol açacaktır. Picasso’nun eseri; yapım, yapıbozum ve baştan yapımın yaratıcı akışının esaslı bir örneğidir. Ressam, dünyaya yönelik bütüncül bakış açısına dayandırdığı eklektik ve çoğulcu çalışma yöntemi yoluyla yenilik elde etmiştir. Bugün Picasso’dan ve onun olağanüstü eserlerinden hâlâ bu dersi alabiliriz.