Son dönemin en tuhaf, en “acaba sınırı nerede çiziyoruz?” dedirten trendlerinden biri TikTok ve Instagram’da dolaşıyor: Studio Ghibli filtresi. Ama öyle cute bir filtre değil; bildiğin yapay zekâ destekli, dijital simülasyon. İnsanlar, evlerindeki kediyi, sabah kahvesini hatta eski sevgililerini bile Ghibli evrenine çevirmekle meşgul. Midjourney, DALL-E gibi araçlara birkaç kelime yazıyorsun, hop! Karşında Totoro estetiğinde bir hayat.
Peki sorun ne? İşte burada tartışma başlıyor.
Forbes’un yazısına göre mesele sadece “Aaa ne tatlı oldu!” diyip geçilecek bir estetik oyun değil. Çünkü bu trend, Hayao Miyazaki’nin bizzat nefret ettiği bir şeyin ta kendisi: Sanatın, insan eliyle yapılan, ruhu olan, kusurlarıyla güzel kalan bir şey olması. Miyazaki yıllardır yapay zekâ ve dijital üretimlere mesafeli duruyor. “Sanat ruhla yapılır” diyen adamın dünyası şu an algoritmaların elinde “trend” hâline geldi.
Yazıda deniyor ki bu trend bir yandan nostalji ve güzellik satıyor, öte yandan Ghibli estetiğini jenerik bir dijital tüketim malzemesine çeviriyor. Görenler “ne güzel çizilmiş” diyor ama o çizimi kimse çizmedi. Kimse saatlerce kâğıt başında hayal kurmadı. Yapay zekâ, Ghibli filmlerinden topladığı görsel kodları bir blender’a atıp önümüze pürüzsüz bir nostalji püresi olarak sunuyor.
Tabii bu trendin savunucuları da var. Onlara göre bu bir sanat hırsızlığı değil, bir övgü. Ghibli ruhunu yeni nesle hatırlatıyor, estetiğini daha çok insana ulaştırıyor. Ama işte, tam da burada o klasik soru patlıyor:
Bir şey çok kolay üretilebiliyorsa, hâlâ kıymetli midir?
Özetle bu trend, bize yine aynı soruyu sorduruyor: Sanat mı yapıyoruz, içerik mi tüketiyoruz?
Ve en çok da şunu düşündürüyor: Eğer herkes Ghibli estetiğinde yaşayabiliyorsa, o büyünün bir anlamı kalıyor mu?