Pandetone’un hikâyesi klasik bir sosyal medya başarı öyküsünden farklı; biraz tesadüfle, biraz samimi gözlemlerle, çokça mizah içgüdüsüyle yazılmış. Renklerle mizah üretmek gibi gözüken bu süreç, aslında gündelik hayatın en tanıdık hâllerini komik, yalın ve keskin bir dille açığa çıkarma çabasıyla besleniyor.
Ve şimdi bu dijital dili, ekranların dışına taşıyarak MEGAPARTİ adlı Tarkan temalı bir geceye dönüştürüyorlar. 7 Şubat Cumartesi günü JJ Pub Kanyon’daki bu etkinlik, “konser biletine ulaşamayanlar” ile “konserden doyamayanlar”ı bir araya getiriyor; burada yaratılacak atmosfer, hem nostalji hem toplu kutlama hem de kolektif bir eğlence vaadediyor.
Kurucuları Anıl Demirezen ve Taha Uysal’la hem Pandetone’un dijital mizah dilini hem de MEGAPARTİ’nin arka planını daha yakından görelim istedik.
Pandetone’yi kısaca sizden dinleyelim: Renkler üzerinden mizah üretme fikri nasıl doğdu, bu hesap ilk kurulduğunda aklınızda ne vardı?
Bizim yolumuz aslında kurumsal hayatta kesişti. Her ikimiz de bir şeyleri tasarımla ifade etmeyi seven insanlar olduğumuz için zaten renkleri ve tasarım trendlerini her zaman takip ederdik.
Pandemiden birkaç ay önceydi ve Pantone globalde yılın rengini açıklamıştı, biz de çalıştığımız firmanın ürünü o yılın rengiyle aynı olunca ürünü bir Pantone çerçevesi içine koyup ofis WhatsApp gruplarına attık. Gruplarda da güzel reaksiyon alınca bir anda her ikimizin de kafasında bir ampul yandı ve aslında bunu mizahlaştırıp içerik üretebiliriz düşüncesi oluştu.
Önce Pantone isminden türettiğimiz PANDETONE ismi, ardından önceleri sabit resimler kullanarak yarattığımız popüler kültür ve magazin içerikleri ortaya çıktı. İçerikleri de başta kendi arkadaş çevremizi ekleyeceğimiz 100 – 150 kişilik gizli bir Instagram hesabımızda paylaşır; çok sıkılırsak da paylaşmayı bırakırız diyorduk.
Fakat bir süre sonra beklemediğimiz bir şey oldu; pandemi. Pandemide de o kadar çok vaktimiz vardı ki bu işe daha çok sarıldık. Sabit görsel içerikler yerine videoya dönünce içerikler daha da komik olmaya başladı. Sayfayı ilk keşfedenlerden biri de Bartu Küçükçağlayan oldu. O dönem tüm ülkeyi telefon başına kilitleyen Mücbir Sebepler’de bir içeriğimizi hiç haberimiz yokken bir anda gösterince işler beklediğimizden çok daha büyük bir noktaya geldi. Biz de bu rüzgarla birlikte ilerlemeye, üstüne koymaya devam ettik.
Sayfanızda gündelik hayattan duyguları, durumları, hatta memleket hâllerini “renk kodlarıyla” anlatıyorsunuz. Bu dil nasıl oturdu?
Aslında tahmin edeceğiniz gibi dev bir strateji yatmıyor bu dilin ardında. Gün içerisinde biz ve çevremiz neye gülüyorsak, neye üzülüyor ya da neye tepki gösteriyorsak oralarda dolandık hep. Gündemde her ne olursa onun mizahi ve farklı taraflarına bakmayı seven bir ekip olduğumuz için bunun da faydasını gördük galiba. Çünkü çoğu iyi içeriğimiz bu farklı noktayı insanlara fark ettirmemizle ortaya çıktı. Gündemdeki bir olayı olduğu gibi paylaşmaktansa üzerine bir yaratıcılık ya da bir espri ekleyince o içerik çok daha iyi bir noktaya geliyor. Buna odaklandıkça da bu dil zaman içinde oturmuş oldu.
Pandetone’un mizahı genelde çok tanıdık, çok içeriden bir mizah. Sizce sayfanın bu kadar tutulmasının sebebi ne: renkler mi, gözlem mi, yoksa toplu bir “aynı dertten muzdariplik” hissi mi?
Hepsi. İşin içine renkler girince sayfa kendi çizgisini ve tarzını bir şekilde yaratmış oldu zaten, biz sadece bunu bozmamaya; her zaman koruyup geliştirmeye odaklandık. Her konuyu, her gündemi ya da her komik şeyi sayfaya taşımaktansa şık, düzenli ve gerçekçi olmayı hedefledik her zaman. E tabii bir de o “aynı dertten muzdariplik” konusu var. İçimizden geldiği gibi davranmaya ve konuşmaya çalıştık her zaman ve bu da epey samimi bulundu. Sosyal medyada artık insanlar düşüncelerini, hislerini bir içeriği beğenerek, hikâyesine atarak veya onu arkadaşlarıyla paylaşarak yaşıyor. “Aa, bak bu sen!” dedirten içerikler galiba bizi bir arada tutuyor. 🙂
Bir gün hesabın başına oturup “Bugün Türkiye hangi renk?” diye düşündüğünüz oluyor mu?
Klasik bir cevap olacak ama Türkiye genelde zaten bir gökkuşağı gibi. Bir gün siyah uyanıp ertesi gün beyaz bir güne başlayabiliyoruz. İş mizaha gelince zaten olmayan renk yok. Ama en çok kırmızıyız diyebiliriz çünkü ülkece göğsümüzü kabartan başarılar ve olaylar malum hep kırmızı.
Normalde tamamen dijital bir evrende varsınız. Peki sosyal medyada ürettiğiniz bu dili gerçek hayatta bir etkinliğe taşımak fikri ilk ne zaman çıktı?
Enteresandır, bizim doğum günlerimiz de iki gün arayla. İki yıl önce 30’umuza girdiğimiz yıl ortak bir partiyle güzel bir doğum günü kutlamak istedik. Sonra o parti bir anda “PANDETONE’nin 30. Yılı” etkinliğine döndü. 🙂 O arkadaş arasında daha samimi bir etkinlikti ama gerçek hayatta da bir şeyler yapma fikri bu etkinlikle perçinlendi diyebiliriz.
Gelelim MEGAPARTİ’ye: Tarkan temalı bir gece yapma fikri tam olarak nasıl ortaya çıktı? “Bunu mutlaka yapmalıyız” dedirten an neydi?
Tarkan’ın bu seneki ilk konserinden beri evde oturup sosyal medyadaki videoları izleyip kendi kendimize kuduruyoruz, çünkü malesef bilet bulamadık. Konserlerden hikâyeleri izledikçe artık bu duruma iyice içerlemeye başlamıştık. Sonra da Tarkan konserine bilet bulamayanlar olarak kendi kendimize eğlenelim bari diye düşünürken bunu takipçilerimizle birlikte hep beraber yapmaya karar verdik.
“Konsere bilet alamayanlar ve konsere gidip doyamayanlar için” diyorsunuz. Bu etkinliği bir tür kolektif telafi gecesi gibi mi kurguladınız?
Olay tamamen bilet alanları kıskanmamızla alakalı açıkçası. 🙂 Önce alanları dışlasak ve etkinliğe almasak mı da diyorduk ama tabii ki kapımız herkese açık. Tek şart Tarkan’ı ve müziğini çok sevmek ve onun şarkılarıyla deli gibi eğlenmek. Dolayısıyla herkes gelebilir.
Sizce Tarkan şarkıları bir partide neden hâlâ kusursuz çalışıyor? Nostalji mi, kolektif hafıza mı, yoksa saf mutluluk etkisi mi?
Burada biraz Tarkan övmekte fayda var. Tarkan en iyi yaptığı şeyi yapmaya devam etti; çizgisini ve markasını asla bozmadı.
Öte yandan hepimizin nostaljiye büyük bir özlemi de var malum. Biz de ekip olarak 90’ları, 2000’leri çok seviyoruz ve sayfada o dönemlerden çokça içerik çıkarıyoruz. O dönemin de kendine has müthiş bir renkliliği var çünkü. Tarkan şarkıları da biraz bundan olsa gerek hâlâ kusursuz çalışıyor, çünkü bize gerçekten eğlendiğimiz ve mutlu olduğumuz o günleri hatırlatıyor. Tarkan’ın ‘prime’ dönemine yetişememiş olan gençlerin bile bugün onu bu kadar sevmelerinin açıklamasıyla sorudaki “saf mutluluk etkisi” olsa gerek.
Ekibin kişisel favori Tarkan dönemi ve şarkısı hangisi?
Hiçbirini ayırmak mümkün değil, hepsi bizim bebeklerimiz. 🙂 Her dönemi, her şarkısı ayrı güzel, ama partiye gelenler en çok hangi şarkıda eğleniyoruz görüp oradan anlayabilirler. Favori dönemimizi de partide giyeceğimiz kombinler belirleyecek.
Pandetone renkleriyle Tarkan şarkıları aynı cümlede buluştuğunda nasıl bir palet çıkıyor?
Genelde çok kullanmadığımız bir renk olan “Altın Sarısı” diyebiliriz. Tarkan bizce bu ülkenin başına gelmiş en iyi şeylerden biri. Müziği, dansları, tarzı, karakteri ve diğer her şeyiyle bizce adını hepimizin kalbine altın harflerle yazdırdı. O yüzden altın sarısı rengi ona ait olmalı.