Filmekimi sona erdiğine göre sahne sırası bizde. Açılın tiyatro tayfa giriş yapıyor. Oyun listemi yaptım, gün sayıyorum, size de tavsiyem takvimi boşaltmanız! 30. İstanbul Tiyatro Festivali, birbirinden farklı hikâyelerle karşımıza çıkacak. 22 Ekim’de başlayacak, 3 Aralık’a kadar sürecek festivalde altı uluslararası, 11 yerli yapım var. Caroline Guiela Nguyen’in Lacrima’sından Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi’ne, 129 yıllık bir çeyiz senedinden sosyal medyanın linç kültürüne uzanan program sizi bekliyor. Gelin, bu yılın öne çıkanlarına birlikte göz atalım!

Açılış Lacrima

Festivalin açılışını, uluslararası sahnenin dikkat çeken yönetmenlerinden Caroline Guiela Nguyen’in Lacrima’sı yapıyor. 22-23 Ekim’de Zorlu PSM’de sahnelenecek oyun, Paris’teki bir modaevinden Mumbai’deki nakış atölyelerine uzanıyor. Fransızca, Tamilce, İngilizce ve Fransız işaret dilini buluşturan yapım, göz alıcı bir moda dünyasının arkasındaki emeği ve görünmeyen hayatları mercek altına alıyor. Üstelik oyun, 2024’te Avignon Festivali’ndeki gösteriminin ardından dünyanın önemli sahnelerinde de büyük ilgi gördü. Festivalin açılışına yakışır bir başlangıç!

İlk hafta sonunun dans molası ise Rüzgâr Ağacı. Fernando Melo’nun koreografisi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile festivalin ortak yapımında MDTistanbul dansçıları tarafından sahneye taşınıyor. 24-25 Ekim’de AKM Tiyatro Salonu’nda izleyiciyle buluşacak gösteri, dans tutkunlarının radarında olsun.

İstanbul’un eski defterleri açılıyor

İstanbul’u bir de arşivlerden, eski belgelerden ve bolca sırdan okumaya ne dersiniz? Geçtiğimiz yıl Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı ile Reşad Ekrem Koçu’nun renkli dünyasına dalan ekip, bu kez Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım ile karşımızda. Lara Lakay’ın uyarladığı, Bedir Bedir’in anlatıcı olarak yer aldığı oyun, 17. yüzyıl İstanbul’unun skandallarla dolu hikâyelerinden birini sahneye taşıyor. Mekân da hikâye kadar iddialı: Asmalımescit’teki tarihî Phebus Müzayede Evi! 24 ve 25 Ekim gösterimlerinin biletleri şimdiden tükenmiş. Ben söylemiş olayım, İstanbul’un eski günahlarına meraklıysanız bu yapımı takip listenize ekleyin.

Bir de 129 yıl öncesinden bugüne uzanan gerçek bir çeyiz senedimiz var. Elif Özge Maltepe’nin Orhan Türker’in arşiv çalışmasından hareketle yazdığı, Murat Daltaban’ın yönettiği Bir Çeyiz Sözleşmesi, 1897’de Yeniköy’de düzenlenmiş bir evlilik belgesinin izini sürüyor. Yetmiş Osmanlı lirası, havlular, elbiseler, bir kürk, bir ayna, iki lamba ve bir sandık… Bir evliliğin başlangıcını kayda geçiren bu liste, yıllar sonra yeniden okunuyor. Üstelik oyun, belgenin düzenlendiği tarihî Yeniköy Panayia Ortodoks Kilisesi’nde sahneleniyor. Metin Akdülger’i ilk defa sahnede izleyecek olmanın verdiği heyecanı ayrı tutuyorum. 30-31 Ekim ve 1 Kasım’da izleyiciyle buluşacak.

İstanbul’un hafızasında kaybolan bir başka isim de Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı‘yla geri dönüyor. İstanbul doğumlu Rum ressam İvi Stangali’nin izini süren oyun, 1964 sürgününün ardından kültürel hafızadan silinen bir sanatçıyı yeniden görünür kılmayı amaçlıyor. Çiğdem Erdöl’ün yazdığı, Zeynep Özden ve Elif Sözer’in yönettiği yapımda Tilbe Saran, Fulya Peker ve Çağdaş Ekin Şişman rol alıyor. 3-4 Kasım’da Arter’de, 17 Kasım’da Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde sahnelenecek oyunun ardından Tilbe Saran’a festivalin onur ödülü verilecek.

Kitaplardan sahneye: Edebiyatın peşindeyiz

Bu yıl da edebiyat uyarlamalarına da doyacağız gibi görünüyor. İlk durak Murat Gülsoy’un romanından uyarlanan Ve Ateş Bizi Tüketiyor. Müge Oskay’ın kaleme aldığı, Mehmet Birkiye’nin yönettiği oyun, gece boyunca İstanbul sokaklarında kaybolan yaşlı bir adamın peşinden giderken bizi hafıza, kimlik ve geçmişle yüzleşme meselelerine götürüyor. Mask ve kukla tiyatrosunun da devreye girdiği yapım, 31 Ekim ve 1 Kasım’da Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde.

J. M. Coetzee’nin Romancının Romanı kitabından uyarlanan Elizabeth Costello da listede. Saim Güveloğlu’nun uyarlayıp yönettiği, Tansu Biçer, Tülin Özen, Defne Koldaş ve Sezer Arıçay’ı buluşturan oyun, 4-5 Kasım’da Paribu Art’ta sanatın, etiğin ve entelektüelin sorumluluğunu sorgulayacak.

Haruki Murakami’den Shakespeare’e uzanan edebî bir yolculuk içinse Requiem’e uzanıyoruz. Hayır, Mozart’ın eseri olandan bahsetmiyorum. Dmitry Krymov’un yazıp yönettiği oyun, Sahilde Kafka’dan Hamlet ve Ofelya’ya uzanan göndermeleri savaş, kayıp ve umut hikâyeleriyle bir araya getiriyor. 11-12 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

Ve tabii Oscar Wilde! Festivalin kapanışını, Dorian Gray’in Portresi yapacak. Kerem Kurdoğlu ve Mehmet Birkiye’nin serbest uyarlamasını Mehmet Birkiye yönetiyor. Salih Bademci, Engin Hepileri ve Yiğit Sertdemir’i buluşturan oyun, güzellik, haz, kötülük ve kayıp meselelerini bugünün dünyasından yeniden düşünmeye çağırıyor. 3 Aralık’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde gerçekleşecek prömiyerle festivalin finalini yapacağız.

Anna Karenina’yı bir de sosyal medyada düşünün

Tolstoy’un ölümsüz karakteri Anna Karenina, bu kez telefon ekranlarımızın arasından çıkıp sahneye geliyor. Avustralyalı yazar Suzie Miller’ın kaleme aldığı Anna K., bir kadının aşk ve özgürlük arayışını sosyal medyanın linç kültürüyle buluşturuyor. Başarılı televizyon habercisi Anna, sevgisiz evliliğini geride bırakıp kendi tutkularının peşinden gitmeye karar veriyor. Ancak özel hayatı kısa sürede herkesin yorum yaptığı bir kamusal davaya dönüşüyor. Tanıdık geldi mi? Nagihan Gürkan’ın yönettiği, Özlem Öçalmaz, İbrahim Arıcı, Ceren Köse ve Nagihan Gürkan’ın rol aldığı oyun, 18-19 Kasım’da Alan Kadıköy’de prömiyer yapacak. Festival sonrasında da her pazar Bomonti Hilton’un en üst katındaki Cloud 34’te sahnelenmeye devam edecek. Klasik bir trajedinin bugünün ekranlarında nasıl yankılandığını görmek isteyenlere duyurulur.

Kadın hikâyelerinin izini süren bir diğer yapım, Bir Bebek Evi. Yngvild Aspeli ve Paola Rizza’nın kukla anlatısından yararlandığı oyun, kadınlık ve özgürlük meselelerini farklı bir sahne diliyle ele alıyor. Yeşim Özsoy’un Aksak Deliryum’u ise adı konmamış bir felaketin gündelik hayata nasıl sızdığını araştırıyor. Festival, farklı coğrafyalardan ve anlatı biçimlerinden yola çıkarak bugünün dünyasına dair sorular sormayı sürdürüyor.

Kadıköy sokaklarında İstanbul Mon Amour

İstanbul’u salonların dışına çıkarıp sokaklarında dolaşmak isteyenler için İstanbul Mon Amour I Aşk > Nefret < Aşk var. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği, BAM İstanbul ekibinin sahnelediği proje; aşkı, nefreti, hafızayı ve aidiyeti Kadıköy’ün binalarında, duvarlarında ve gündelik hayatında arıyor. 21-22 Kasım’da İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi, Yeldeğirmeni Sanat ve Komünite’de gerçekleşecek yapım, kenti bir dekor olmaktan çıkarıp hikâyenin kendisine dönüştürüyor.

Yurt dışından gelen diğer oyunlar

Veda Ritüeli, doğuştan sağır olan Arjun’un, işaret dilini hiç öğrenmeyen babasının cenazesini düzenlemek üzere Hindistan’a dönüşünü ve yarım kalmış baba-oğul ilişkisiyle yüzleşmesini anlatıyor. Ramesh Meyyappan’ın işaret dili, mim ve beden kullanımını buluşturan etkileyici solo performansı; animasyonlar, yaratıcı altyazılar ve bedensel titreşimlerle seyirciye çok duyulu ve erişilebilir bir deneyim sunuyor. Ödüllü İngiliz topluluğu Ad Infinitum imzalı oyun, sevgi, kayıp ve iletişimsizlik üzerine sessizlikte saklı kalan duygulara dokunan bir veda hikâyesi 7-8 Kasım’da ParibuArt’ta.

Dünyanın önde gelen çağdaş dans topluluklarından Nederlands Dans Theater (NDT), köklü mirası ve yenilikçi sahne diliyle uzun bir aranın ardından 30. İstanbul Tiyatro Festivali’ne konuk oluyor. Jiří Kylián, Marco Goecke ve Noé Soulier’nin farklı koreografik yaklaşımlarını bir araya getiren üç bölümlük gösteri, şiirsellikten fiziksel yoğunluğa uzanan güçlü bir dans deneyimi sunuyor. Genç dansçıları ve çağdaş dansın sınırlarını zorlayan yorumlarıyla NDT, 27-28 Kasım’da Zorlu PSM’de.

Festival Artı da var!

Oyunları izleyip eve dönmekle yetinmeyenler için Festival Artı programı da dopdolu. Söyleşiler, atölyeler, ustalık sınıfları ve kitap kulübü buluşmalarıyla festivalin perde arkasına da bakabileceğiz. Lacrima’nın yönetmeni Caroline Guiela Nguyen, 21 Ekim’de Fiba Salon İKSV’de bir ustalık sınıfı gerçekleştirecek. Eylül Görmüş’ün yürütücülüğündeki Kitap Kulübü ise 2, 9 ve 30 Kasım’da Ve Ateş Bizi Tüketiyor, Romancının Romanı ve Dorian Gray’in Portresi kitaplarını sahnedeki uyarlamalarıyla birlikte konuşmaya açacak.

İstanbul’un eski hikâyelerinden sosyal medya mahkemelerine, edebiyat klasiklerinden çağdaş dansa uzanan programda herkesin kendine göre bir şey bulacağı kesin.

Biletler ve tüm program: tiyatro.iksv.org