Birçoğumuzun tanımasa da “tatlı biri” olarak bildiği İngiliz Şarkıcı ve söz yazarı Ed Sheeran, bu sefer yaptığı şarkılarla ya da konserleriyle değil, Filistin halkı için destek çağrısında bulunan meslektaşını turnesinden çıkarmakla gündemde.

Ed Sheeran’ın The Loop turnesi kapsamında 4 Eylül’de New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nda sahne alan açılış sanatçılarından Macklemore, “Hind’s Hall” adlı protest şarkısını seslendirmeden hemen önce “Özgür Filistin” çağrısında bulundu. Konserlerinin ardından, İsrail ve ABD’deki İsrail yanlısı topluluklar arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla faaliyet gösteren İsrail-Amerikan Konseyi (IAC), Macklemore’un siyasi mesaj vererek halkın bir kesimini incittiği gerekçesiyle turneden çıkarılması için kampanya başlattı. 14 Eylül’de turnenin organizatörü Messina Touring Group, yaklaşan konserlere ev sahipliği yapacak bazı stadyumların Macklemore’un kadroda kalması hâlinde konserlere izin vermeyeceklerini bildirdiğini ve bu nedenle rapçinin turnenin geri kalan konserlerinden çıkarıldığını açıklandı. Bu kararın ardından turnede yer alan İrlandalı grup Beoga ve Aaron Rowe, Danimarkalı Lukas Graham ile ABD’li müzisyen Billie Eilish’in kardeşi ve müzikal partneri Finneas da organizasyondan ayrılma kararı aldı.

Macklemore ise yaptığı açıklamada, kalan 10 ABD konserinin sekizinde sahne almasının planlandığını ancak bazı stadyum sahiplerinin buna karşı çıktığını söyledi. Rapçi özellikle New England Patriots ve Gillette Stadium’ın sahibi Robert Kraft’ın kendi sahne almasına karşı çıktığını ve diğer stadyum sahipleriyle de temasa geçtiğini öne sürdü. Kraft, Macklemore’un söylemlerinin ve konser sırasında sahneden paylaşılan içeriklerin Yahudi toplumunu incittiğine inandığı bu nedenle de turnede sahne almasının uygun olmayacağını açıkladı.

Olayların ucu kendine dokunmadığı sürece konuşmayı tercih etmeyen Ed Sheeran ise Macklemore’un turneden çıkarılmasının kendi kararı olmadığını, kararın organizatörler ve konser mekânları tarafından alındığını söyledi. Taraflar arasında çözüm bulmaya çalıştığını belirten Sheeran, konserlerini farklı görüşlerden insanların bir araya gelebildiği siyasi açıdan tarafsız alanlar olarak tutmak istediğini ve İsrail-Filistin meselesindeki kişisel görüşlerini kamuoyuyla paylaşmamayı tercih ettiğini ifade etti.

Turnenin ABD ayağının 19 Eylül’de Philadelphia’da devam etmesi planlanıyor. Macklemore’un çıkarılması ve diğer açılış sanatçılarının çekilmesinin ardından konserler için henüz yeni bir açılış sanatçısı açıklanmadı.

Macklemore ise yaşananların ardından geri adım atmayacağını vurgulayarak asıl meselenin kendisinin turneden çıkarılması ya da yaşayacağı maddi kayıp değil, Filistin’de yaşananlar olduğunu bir kez daha dile getirdi:

“Buna nasıl başlayacağımı pek bilmiyorum. O yüzden içimden geldiği gibi konuşup gerçeği anlatacağım.

Ed Sheeran ve ekibi, beni The Loop turnesinden çıkarma kararı aldı.

Ama konuya girmeden önce, aslında çok açık olması gereken bir şeyi söylemek istiyorum. Şu anda bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Ben mağdur değilim. Ed Sheeran mağdur değil. Pink mağdur değil. Hepimizin kariyerleri, parası, fırsatları, güvenliği ve dünyanın dört bir yanında izleyicileri var. Söylediklerimiz yüzünden ne gibi sonuçlarla karşılaşırsak karşılaşalım, hepimiz günün sonunda ailelerimizin yanına dönebiliyoruz.

Mağdurlar Filistin halkı. Öldürülen, aç bırakılan, yerlerinden edilen ve hayal bile edilemeyecek bir şiddetin içinde yaşamaya zorlanan kadınlar, erkekler ve çocuklar. Yalnızca Gazze’de 20 binden fazla çocuk öldürüldü. İnsanlar bugün öldürülüyor, yarın da öldürülecek. Bu hikâyeyi anlatırken gözümüzden kaçırmamamız gereken şeyin bu olduğundan emin olmak istiyorum.

Ed benim arkadaşım. Onu 13 yıldır tanıyorum. Birlikte geç saatlere kadar çalıştık, stüdyolarda vakit geçirdik, aynı sahneleri paylaştık. İçinde, zamanla çok sevdiğim, insana geçen bir büyü var. Onu kardeşim gibi görüyorum. Bu yüzden geçtiğimiz hafta bazı zor konuşmalar yaptık. Birbirimize duyduğumuz sevgi ve saygıdan beslenen ama sonunda temel bir anlaşmazlıkla noktalanan türden konuşmalardı.

Burada yazdıklarımın hiçbiri kinle ya da onun karakterini yıpratmak amacıyla söylemiyorum. Ama Ed’e telefonda defalarca söylediğim gibi, arkadaşlığımız benim yaşananlar hakkındaki gerçeği anlatma sorumluluğumu değiştiremez.

Geçtiğimiz pazartesi, Pink’le ilgili gelişmelerin ve MetLife’ta söylediklerimin medyada geniş yer bulduğu bir sırada Ed, Robert Kraft’ın kendisini aradığını söyledi. Bu ayın ilerleyen günlerinde, Kraft Group’a ait Gillette Stadium’da sahne almamız planlanıyordu. Ed, Kraft’ın kendisine kendi stadyumunda sahne almama izin vermeyeceğini söyledi. Ayrıca Kraft’ın diğer bazı stadyum sahiplerini de bu konuda harekete geçirdiğini ve hep birlikte Ed’e bir ültimatom verdiklerini anlattı: Eğer Macklemore turnede kalırsa, Ed’in kendi stadyumlarında sahne almasına izin vermeyeceklerdi.

Ed gerçekten berbat bir durumdaydı. Bunun farkındaydı. Her zamanki apolitik tavrı, daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir sınamayla karşı karşıyaydı.

Bana, “Özgür Filistin” sözlerinin ve Filistin bayrağı görüntüsünün konuştuğu pek çok insanı incittiğini söyledi. Ben de ona, bu sözlerin İsrail tarafından on binlerce Filistinli çocuğun öldürülmesinden daha rahatsız edici bulunması durumunda, o insanların durduğu yerle benim durduğum yer arasında temel bir kopukluk olduğunu söyledim. Ama Ed, kamuoyu önündeki ‘Ben taraf tutmam’ tavrını aşamadı.

İnsanların neden taraf olmak istemediğini anlıyorum. Taraf olmak bedel ödetebilir. Para, marka anlaşmaları, sponsorluklar, festivaller, özel etkinlikler, ilişkiler ve erişim… Bunların hepsini ben kaybettim.

Ama ezenle ezilen arasında tarafsızlık diye bir pozisyon yoktur. Bir tarafın bombalara ve Amerika’nın sınırsız finansal ve askerî desteğine sahip olduğu bir durumda taraf tutmayı reddetmek, sizi ortada bir yerde bırakmaz.

MetLife’ta söylediklerimi neredeyse üç yıldır dünyanın dört bir yanındaki sahnelerde söylüyorum. Peki neden şimdi sorun oldu?

Çünkü artık dünyanın en büyük sanatçılarından biriyle, Amerika’nın en büyük stadyumlarından bazılarında aynı sahneyi paylaşıyorum.

Belli bir görünürlüğe ulaştığınızda, “Özgür Filistin” demek artık göze alınamayacak kadar büyük bir riske dönüşüyor. Eğer konserlere devam edip “Özgür Filistin” demeyi sürdürseydim ve Ed de bunu dolaylı olarak desteklemiş olsaydı, seyirci de sesini yükseltip Filistin’in özgürlüğüne açıkça destek verseydi, acaba bir sonraki sanatçı da konuşmaya cesaret eder miydi?

Sahne, bir direniş alanına dönüşüyor.

Belki de bu kez beni susturmanın bu kadar önemli hâle gelmesinin nedeni buydu.

Ve bu sessizliği dayatmanın en etkili yollarından biri antisemitizm suçlamasını bir silah hâline getirmek oldu.

Antisemitizm gerçek bir sorun. Tam da bu yüzden bu kelime, İsrail devletine yönelik eleştirilere karşı bir kalkan olarak kullanılamayacak kadar önemli. İsrail’i eleştirmek, Siyonizme karşı çıkmak ya da “Özgür Filistin” demek Yahudilere yönelik nefretle bir tutulduğunda, bu Yahudileri korumaz. İsrail’i hesap vermekten korur.

Umarım bu, Ed’le olan ilişkimizin sonu değildir.

On üç yıllık bir arkadaşlık, tek bir acı verici anlaşmazlık yüzünden ortadan kaybolmaz. Umarım ikimiz de birbirimizi dinlemeye, Filistin’de olup bitenleri incelemeye ve böyle bir anda tarafsızlığın ne anlama geldiğini sorgulamaya devam ederiz. Bu konuşmayı sürdürmek için kapım her zaman açık olacak.

Kardeşim Omar’e, MetLife’ta paylaştığım videonun altyazılarını hazırlarken teşekkür ettim. Bana Arapçada bir ifade olduğunu söyledi:

لا شكر على واجب

“La shukra ala wajeb.”

Yani: Teşekküre gerek yok, görevimiz.

Bu söz aklımda kaldı.

Çünkü bu mesele benim için ve dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insan için artık böyle bir şeye dönüştü: Görev.

Övgüyü ya da teşekkürü hak eden bir şey değil. Cesurca değil. İnsanca.

İnterneti kimin kazandığı, kimin linç edildiği, kimin stadyumda sahne alabildiği ya da kimin sahne alamadığı… Bunların tamamı, Gazze’de ve Batı Şeria’da gerçekten tanık olduğumuz şeyin yanında düşünüldüğünde ne kadar da küçük kalıyor.

Bütün bir halk yerinden ediliyor, aç bırakılıyor ve öldürülüyor. Dünya ise hangi kelimeleri kullanarak bunu anlatmamıza izin verildiğini, bu kelimelerin bize nasıl hissettirdiğini ve kendi rahatsızlığımızın, bütün bunları yaşayan insanların hayatından daha önemli olup olmadığını tartışıyor.

Ed’den 10 gösteri istemedim.

İki gösteriye ihtiyacım vardı.

90 bin kişinin karşısında durup, bir şekilde söylenmesi artık fazla tehlikeli hâle gelen o sözleri söylemek için iki şans.

Özgür Filistin.

Ama eğer bu sözler benim için sahneye mâl olurken gözleri yeniden Filistin’e çevirdiyse, hayatımın en başarılı turnesi olmuş demektir.”