İstiklal Caddesi’nin hafızası sadece vitrinlerden, pasajlardan ve kalabalıktan ibaret olduğunu mu sanıyordunuz? Bir de kahkahaların, alkışların hafızası var. Muammer Karaca Tiyatrosu da bu hafızanın en eski, en eğlenceli duraklarından biri. Üstelik Türk tiyatrosunun efsanelerinin yolu bir zamanlar bu sahneden geçti: Adile Naşit, Sadri Alışık, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Haldun Dormen, Münir Özkul, Genco Erkal… Dışarıdan bakınca insanın “Ne kadar havalı bir hikâye” diyesi geliyor yani en azından ben öyle diyorum. Ama o günlerde henüz kimse bugünün efsanesi değildi. Hepsi gençti, sahnedeydi ve yolun başındaydı. Gelin, biraz tarihin tozlu raflarına uzanalım.

Yıl 1955. İstanbul başka bir İstanbul, Beyoğlu’nun eski Beyoğlu olduğu bir dönem. İstiklal Caddesi yine kalabalık ama bugünkü hâlinden epey farklı. Yani saç ektirmek için ülkemize göç eden turistlerin gelmediği bir dönem. Muammer Karaca, kendi adını taşıyan tiyatroyu tam da bu yıl açıyor. 19. yüzyılda Fransız Sefarethanesi ve Mahkemesi olarak kullanılan, Fransız Çıkmazı olarak bilinen sokakta. Tiyatronun mimarı ise Karaca’nın yeğeni Perran Doğancı. Sahnenin açılış oyunu Etnan Bey Duymasın. Muammer Karaca’ya Adile Naşit, Gülriz Sururi, Renan Fosforoğlu ve Selim Naşit Özcan eşlik ediyor. Buranın yalnızca oyun oynanacak bir salon değil, dönemin önemli oyuncularının yollarının kesişeceği bir sahne olacağının tohumları orada atılıyor. 

Tiyatronun adı yıllar içinde Cibali Karakolu’yla özdeşleşiyor. 1973’e kadar yaklaşık dört bin kez sahnelenen oyun, salonun hafızasında öyle büyük bir yer ediniyor ki bugün bile Muammer Karaca denince akla gelen ilk işlerden biri oluyor. Bunun yanında Lüküs Hayat, Sabık Bakan, Bulunmaz Uşak ve Şenlik Palas gibi dönemin sevilen güldürüleri de seyirciyle buluşuyor.

Sonra sahne daha da renklenmeye başlıyor. Muhsin Ertuğrul’un Devlet Tiyatrosundan uzaklaştırılmasının ardından Muammer Karaca, usta tiyatrocuyu kendi tiyatrosuna davet ediyor. Muhsin Ertuğrul, burada bir sanat tiyatrosu kurmak üzere çalışmalara başlıyor. 1959’da Salıncakta İki Kişi ile başlayan ekipte Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Şükran Güngör ve Kâmran Yüce var. Bugün Türk tiyatrosunun tarihini anlatırken adını ayrı ayrı andığımız isimler, bir dönem aynı sahnenin etrafında toplanıyor.

Bahsetmeden olmaz, Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinden biri olarak andığımız Genco Erkal’ın profesyonel sahneye ilk adımlarından biri de bu sahnedeydi. Henüz 22 yaşında. Henüz “Genco Erkal” adı bir tiyatro efsanesi olarak anılmıyorken. Zaten bu tiyatronun hikâyesini ilginç kılan biraz da bu. Bugün dönüp baktığımızda birer yıldız olarak gördüğümüz insanların, bir zamanlar yolun başında olduklarını hatırlatıyor bize.

Sonra perde kapanıyor. 2012’de deprem riski nedeniyle boşaltılan tiyatro uzun yıllar sessiz kalıyor. İstiklal’in ortasında bir sahne var ama sahnesinden alkış sesi gelmiyor. Önünde inşaattan bir paravan ve meçhule uzanan bir süreç… Sessizlik yedi yıl sonra atılan ilk adımla, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2019’da başlattığı restorasyon çalışmalarıyla sona eriyor.

Yıl 2026.
14 yıl sonra, İBB Miras ve İBB Kültürün çalışmalarıyla tarihî yapısı ve özgün karakteri korunarak yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu, 300 kişilik tiyatro salonuyla yeniden İstanbul’un kültür-sanat hayatında. Üstelik yalnızca geçmişi yaşatmak için değil; bağımsız tiyatrolara, performanslara ev sahipliği yapmak üzere. Yeni kuşak oyuncular o sahneye çıkacak. Belki yıllar sonra birileri dönüp “Bir zamanlar burada ilk kez sahneye çıkmıştım” diyecek. Geleceğin Adile Naşitleri, Yıldız Kenterleri, Gülriz Sururileri belki de burada ilk alkışlarını alacak. Çünkü tiyatro biraz da böyle bir şey. Birileri perdeyi açıyor, birileri alkışlıyor, zaman geçiyor. Sonra başka birileri geliyor ve aynı sahnede hikâye yeniden başlıyor.

Muammer Karaca Tiyatrosunun hikâyesi kaldığı yerden yoluna devam ediyor.