Masa oyunundan fal sanatına: Tarotun hikâyesi

Neden bilmiyorum ama fal baktırmayı çok seviyoruz. Hele ki istediğimiz cevapları alamadığımız bir dönemden geçiyorsak ilk fala koşuyoruz. Eski sevgilim geri dönecek mi? Terfi alacak mıyım? Hayatım yakın zamanda düzelecek mi? Soruyoruz da soruyoruz. “Cevapları” bulabildiğimiz fallar var tabii ama keşfette karşımıza çıkan duru görücü ablaların kullandığı tarot kartlarının hikâyesi onlardan biraz farklı. Gelin, görsel estetiğiyle hipnotize olduğumuz tarot kartlarının tarihine bir bakalım.

İtalyan rönesansının şans oyunu

Tarot kartlarının Avrupa’ya gelişinin -kesin olmamakla birlikte- 14. yüzyılın sonlarına, Memlük Mısır’ına rastladığı düşünülüyor. O dönemde yasaklanan bütün kart oyunları gibi tarot da tüm Avrupa’ya hızla yayılıyor. 

1440’ta İtalyan aristokrasisinin en önemli ailelerinden biri olan Visconti’lerin o dönem Milano’yu yöneten dükü Filippo Maria Visconti hayatını kaybedince görevi damadı Francesco Sforza devralıyor. Kendisinin Bonifacio Bembo’ya ısmarladığı, altın yaldızlı ve tamamı el boyaması olan kartlar, bugün Visconti–Sforza Tarot Destesi olarak bilinen en eski deste.

İtalyanca “Tarocchi” adlı iskambil oyununu oynamak için sipariş edilen bu kartlar, günümüzde 35 tanesi New York Morgan Kütüphanesinde olmak üzere farklı yerlerde sergilenmekte. Rönesans saray davetlerinde ve aristokrat toplantılarında oynanan Tarocchi, sipariş üzerine el boyaması olarak yapılmasıyla bir prestij meselesi hâline gelmiş.

10’a kadar numaralandırılmış 40 sayı kartından ve 16 saray kartından oluşan destede para, kılıç, değnek, kupa gibi sembollerin yanında Âdem ve Havva, Papa, Şeytan gibi Hristiyanlık için önemli semboller de var. Güç, sadakat, ihanet, iktidar gibi temaların yer verildiği kartlar arasında şüphesiz ki en dikkat çeken Asılan Adam.

Günümüzde “hayata başka bir açıdan bakma, sabır ve fedakarlık”la ilişkilendirilse de iyi giyimli ve baş aşağı bir şekilde kayıtsız yüz ifadesiyle duran bu adam; Rönesans’ta devlete karşı suç işlemiş ya da yargıdan kaçan kimseleri halk önünde itibarsızlaştırmak için İtalyan şehirlerinin kamusal alanlarında yapılan “utanç resimleri” anlamına gelen “Pitture Infamanti”nin bir temsili.

Peki bu şans ve strateji oyunu nasıl mistik bir boyut kazandı?

Kartların kaderini değiştiren dönüşüm, doğumundan yaklaşık üç asır sonra, 18. yüzyıl Avrupası’nda simyaya, gizli ilimlere ve astrolojiye yönelen yoğun ilgiyle başladı. Fransız düşünür ve din adamı Antoine Court de Gébelin, somut hiçbir tarihî kanıt sunamamasına rağmen destenin, Antik Mısır tapınaklarındaki rahiplerin şifreli bilgeliğini taşıdığını ileri sürerek dönemin gizem meraklısı çevrelerinde hızla gerçek gibi benimsendi. Hemen ardından sahneye çıkan ilk Fransız profesyonel okültist ve “tarot araştırmacısı” Etteilla ise kartları belirli kurallara bağlı bir kehanet ve fal disiplinine dönüştürerek bu mistik algıyı somutlaştırdı.

19. yüzyıla gelindiğinde gizli cemiyetler ve okült toplulukları; İbrani ve Hristiyan Kabalası’ndan sembolleri ve sayısız ezoterik öğretiyi kartlarla eşleştirdi. İnşa edilen bu karmaşık teoriler, tarotun sembolik kökenlerini gerçekte olduğundan çok daha kadim ve evrensel göstererek desteyi bütünüyle mistisizmin merkezine yerleştirdi. Böylece aristokratların masum saray oyunu, yüzyıllar içinde eklenen felsefî ve okült katmanlarla küresel bir gizemcilik haritasına dönüştü. Yine de tarot kartları sanat dünyasından o kadar da kolay ayrışmadı. Kartların zengin sembolizmi, ressamlardan heykeltıraşlara birçok sanatçıya yeni bir oyun alanı kazandırdı.

Pamela Colman Smith: Hakkın geç teslim alan bir öncü

Hepimizin aşina olduğu o tarot destesinin yaratıcısı olan “Pixie” lakaplı Pamela Colman Smith’in çizgileri, Viktoryen dönem İngiliz illüstrasyonunun en etkili görsel külliyatlarından birini oluşturdu. Küçük Arkana kartlarındaki sembolleri ilk defa insan figürleri ve dramatik sahnelerle resmederek tarot okuma pratiğinde bir devrim yaratsa da dönemin ataerkil yayın dünyasında adı teliflerden silindi ve kartlar uzun yıllar yalnızca “Rider-Waite” olarak anıldı. Ne yazık ki yaşamı boyunca yaptığı eserlerden maddi bir kazanç veya şöhret elde edemeyen Smith, 1951 yılında yoksulluk içinde hayata veda etti ve isimsiz bir mezara defnedildi. Destenin “şu an nerede” olduğuna gelirsek; Smith’in onu yaratırken elleriyle çizdiği orijinal tablolar ve ilk baskı kalıpları ne yazık ki II. Dünya Savaşı sırasındaki bombardımanlarda yok olmuş ve bugüne kadar bu orijinal sanat eserlerinin hiçbirine ulaşılamamış. Ancak William Rider & Son tarafından yayımlanan destelerin ilk kısıtlı baskısından günümüze ulaşabilmiş çok nadir parçaları, Princeton Üniversitesi kütüphanesinin özel koleksiyonu gibi prestijli arşivlerde saklanıyor. Bugün dünya çapında kullanılan milyonlarca Waite-Smith destesi ise ilk baskıların kopyalanarak veya renklendirilerek uyarlanmış versiyonları.

Lady Frieda Harris: Projektif geometri ve sentetik kübizm

İngiliz ressam Lady Frieda Harris, ezoterist Aleister Crowley’in kitabı için bu desteyi beş yıl boyunca yağlı boya tablolar hâlinde resmetti. Harris; kartlara derinlik kazandırmak için projektif geometri yöntemlerini, sentetik kübizmin parçalanmış formlarını ve Johann Wolfgang von Goethe’nin renk teorisini guaj tablolarına uyguladı. Ne yazık ki Crowley de Harris de bu destenin kitaptan bağımsız bir deste hâline geldiğini göremedi fakat Smith’in savaşta kaybolan çizimlerinin aksine Harris’in kendi elleriyle yaptığı eşsiz tabloların tamamı günümüze ulaştı. Bugün orijinali Londra’daki Warburg Enstitüsünde sergilenen Thoth destesini eline alan herkes, karmaşık ezoterik sembolizmin ötesinde doğrudan Lady Frieda Harris’in sanatsal dehasını deneyimliyor.

Salvador Dalí: Tarotun akışkan hâli

Sürrealizmin dehası Salvador Dalí’nin imzasını taşıyan Dalí Tarot Universel, kökeni 1973 yapımı James Bond filmi Live and Let Die için yapımcı Albert R. Broccoli tarafından verilen sıra dışı bir siparişe dayanıyor. Yaşanan mali anlaşmazlıklar yüzünden film anlaşması iptal edilse de eşi ve aynı zamanda ilham perisi olan Gala’nın teşvikiyle çalışmayı bırakmayan Dalí, 10 yılı aşkın bir emekle desteyi bağımsız bir sanat projesine dönüştürmüş. Sanatçı; Michelangelo, Lucas Cranach ve Eugène Delacroix gibi ustaların Rönesans ve Barok tablolarından kestiği figürleri, kendi imzasıyla yeniden yaratmış. Kendi mitolojisini de kartlara cesurca işleyen Dalí; Büyücü kartında kendisini meşhur bıyıkları ve asasıyla bir simyacı olarak resmetmiş, İmparatoriçe kartında ise –Port Lligatlı Aziz Helena tablosundan uyarlayarak- Gala’nın portresini kullanmış. 1984’te, kenarları 24 ayar altın yaldızla çerçevelenerekyayımlanan bu deste, tarot dünyasının en gösterişli parçalarından kabul edilen görsel bir şölen. Deste, ABD’nin Florida eyaletindeki The Dalí Museumın kalıcı koleksiyonunun bir parçası olarak James Aile Kanadı’nda sergileniyor.

Leonora Carrington: Radikal feminist bir bakış

2018’de Mexico City’deki Museo de Arte Moderno retrospektifi hazırlıkları sırasında ortaya çıkan Meksikalı sürrealist ressam ve yazar Leonora Carrington’ın kişisel tarot destesi, sanatçının 1950’li yıllarda 22 Büyük Arkana kartını ahşap paneller üzerine yağlı boya, altın ve gümüş varaklarla resmettiği gizli bir başyapıt. Lancashire’da aristokrat bir ailede doğmasına rağmen sosyete kurallarını kabul etmeyen, manastır okullarından atılan, levitasyon denemeleri ve Kelt mitolojisiyle büyüyen asi sanatçı; Carl Gustav Jung’un “bilinçdışının derin psikolojik arketipleri ve zihinsel simyası” olarak tanımladığı tarot imgelerini radikal bir feminist bakış açısıyla yeniden yaratmış. Hem erkek egemen sürrealist akımın kadınları yalnızca “ilham perisi” olarak gören tavrını hem de geleneksel Marsilya veya Rider-Waite destelerindeki ataerkil hiyerarşiyi tamamen reddeden Carrington; kartlardaki kral ve rahip figürlerinin yerine dönüşüm hâlindeki kadın bedenlerini ve dişil simya bilgeliğini yerleştirmiş. Böylece sanatçı, Jungiyen bilinçdışı arketiplerini kendi asi ve spiritüel evreniyle harmanlayarak tarotu ataerkil mitolojiyi yıkan, kadın merkezli ve devrimci bir görsel manifestoya dönüştürmüş.

Niki de Saint Phalle: İki boyutlu dünyadan kaçış

Fransız-Amerikalı heykeltıraş Niki de Saint Phalle, tarotun büyülü dünyasını iki boyuta hapsolmaktan kurtararak sanat tarihinin en sıra dışı projelerinden biri olan Il Giardino dei Tarocchi’yi (Tarot Bahçesi) yaratmış. İtalya’nın Toskana bölgesinde 1979–1998 yılları arasında inşa edilen bu devasa bahçede, 22 Büyük Arkana figürünün tamamı, yüksekliği 15 metreye varan heykeller olarak hayat bulmuş. Antoni Gaudí’nin Park Güell’inden ilham alan sanatçı; heykelleri ayna parçaları, Murano camları ve renkli seramiklerle kaplayarak ışıkla parıldayan organik formlar meydana getiriyor. Bu anıtsal bahçe, tarotu sadece bakılan bir semboller sistemi olmaktan çıkarıp izleyicinin tüm duyularıyla içinde dolaşabileceği, dokunabileceği ve deneyimleyebileceği masalsı bir arketip yolculuğuna dönüştürüyor.