Oyuncu Tara Tokel’e hayatın iyi gelen taraflarını sorduk; biraz sonbahar hüznü, biraz Harry Potter evreni, bolca melankoli çıktı. İpek Ongun kitaplarından Dorian Gray’in Portresi’ne uzanan bir seçki. Tara’nın zevklerini, hafızasını, gündelik hayatını kurcaladık.
Hava serinlediğinde geri döndüğün ilk alışkanlık?
Düzenli spora gitmek. Sporun yazın yapılabilecek bir aktivite olduğunu pek düşünmüyorum. En azından benim için değil.

Sonbaharda keşfetmek istediğin bir yer?
Birleşik Krallık’a daha önce hiç gitmedim. Edinburgh, York ve Oxford gibi şehirlerde, âdeta Harry Potter evreninden çıkmış bir sonbahar yaşamak isterdim. Sonrasında Londra’da birkaç tiyatro oyunu izleyip dönmek de bu seyahatin en güzel kapanışı olurdu.

Bir film/dizi karakteriyle tatile çıkacak olsan kimi seçerdin?
2 Broke Girls dizisindeki Max. Sosyal çevremde mizaç olarak en çok benzetildiğim ve gerçekten komik bulduğum nadir sitcom karakterlerinden biri. Bence muhteşem bir ikili olurduk.
Çocukluk kahramanlarından biri? Onu diğerlerinden ayıran neydi?
Çocukken en sevdiğim şeylerden biri İpek Ongun kitaplarıydı. Hatta küçükken İpek Ongun’un kim olduğuna dair hiçbir fikrim olmadığı için bu kitapları kendi anneannemin yazdığını sanıyordum. Genç kızlığa, büyümeye ve hayatın ilklerine dair pek çok şeyi onun kaleminden okuyarak romantize ettim. Bu yüzden çocukluk kahramanlarımdan biri olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz.

Tepkilerini takip ede ede arkadaşına izletmek isteyeceğin bir film?
Midsommar. Ama yalnızca tepkilerini görmek için. Kendime aynı travmayı bir kez daha yaşatmamak adına muhtemelen filmi onunla birlikte izlemezdim. (Florence Pugh, seni çok seviyorum.)

Binge-watching’e dalacak birine önereceğin dizi?
Tüm zamanların favorisi diyemem belki ama son dönemde beni en çok etkileyen yapımlardan biri Mike Flanagan’ın Carrie uyarlaması oldu. Stephen King’in hikâyesine getirdiği yeni yorumu çok beğendim.
Kimsenin fark etmediği bir özelliğin?
Fazlasıyla melankolik biriyim. Sosyal kaygımı çoğu zaman mizahla maskelediğim için bu yönümün dışarıdan pek fark edilmediğini düşünüyorum. Ama bu tarafımla barışığım; duygularımı bir ifade aracına dönüştürüp yaşadığım anları ve karşılaştığım metinleri romantize etmeyi seviyorum. Bir bakıma oyunculuğun bazı reflekslerini günlük hayatımda da taşıyorum; korkularımın üzerine gitmek ve hissettiklerime rağmen başka bir tarafımı ortaya koyabilmek gibi.

Keşke unutup en baştan okuyabilsem dediğin bir kitap?
Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi. Sibyl Vane karakterini, oyuncu oluşumuz ve duygusal derinliği nedeniyle kendime hep çok yakın hissettim. Sanırım bu özdeşlik, hikâyeyi benim için çok daha özel ve kıymetli kıldı.
Yağmurlu bir günde arabadasın. Başını cama dayayıp dinlediğin şarkı?
On My Own – Mara Mandeau.

“Bu yemek burada yenir” iddianı boşa çıkarmayacak bir mekân?
Nazende Cadde. Menüsü her gün değişiyor ama ne zaman gitsem aynı özenle karşılaşıyorum. Birbirinden farklı lezzetlerin en iyi hâllerini tek bir masada deneyimlemek isterseniz şimdiden yerinizi ayırtmanızı öneririm.