Gözde Mutluer’i ekranda izleyenler onu farklı karakterlere hayat verdiği oyunculuğuyla tanıyor; özellikle genç yaşta başladığı oyunculuk kariyerinde televizyon dizilerinden sinemaya uzanan işlerde yer aldı. Geçen sezon başlayan Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi oyunuyla da tiyatroda adından söz ettirdi. Kendisine hayatın iyi gelen taraflarını sorduk; ortaya biraz yol, biraz sinema, biraz müzik ve bolca kendi ritminde yaşama hâli çıktı. Onun için güzel bir yaz akşamının en önemli şartı hiçbir yere yetişmemek. Gözde’nin zevklerini, hafızasını, gündelik hayatını kurcaladık.

Harika bir yaz akşamının olmazsa olmazı?

Hiçbir yere yetişmemek. Ağır ağır yapılan bir yemek, dondurma, sonra hedefsiz bir yürüyüş. O kadar.

Asla hayır diyemeyeceğin bir seyahat rotası?

Kapadokya. Oraya gitmek için 10 saat araba sürerim, hiç mesele değil.

Bir film karakteriyle tatile çıkacak olsan?

Paterson. Jarmusch’un o şiir yazan otobüs şoförü. Yanında hem yalnız hem değil olurdum. Ben kendi içime tek başımayken değil, tam da böyle insanların yanındayken daha rahat dönebiliyorum. Bütün gün konuşmasak da dolu bir yolculuk olurdu.

Çocukluk kahramanlarından biri? Onu diğerlerinden ayıran neydi?

Okula gösteriye gelen bir sihirbaz, çocuk dergilerinden yüzünü tanırdım. İsmini bilmiyorum ama o an hâlâ aklımda: bir insanın koca salonu öyle sessizce avucuna alması. Çok etkilenmiştim.

Tepkilerini takip ede ede arkadaşına izletmek isteyeceğin bir film?

A Woman Under the Influence. Gena Rowlands orada oyunculuk yapmıyor resmen bir sinir sistemini ekrana açıyor. Her jesti hem kırılgan hem tehlikeli. 

Binge watching’e dalacak birine önereceğin dizi?

Twin Peaks ve Lost. Binge deyince aklıma ilk Lost geliyor. O “bir bölüm daha” tuzağını en iyi kuran dizi (son sezonu hariç, orada aramızda bir sorun var). Twin Peaks ise bambaşka bir mesele, bir kasabanın altındaki rüyayı açıyor.

Kimsenin fark etmediği bir özelliğin?

ADHD. Çok ama çok zor ama benim için bir pusula olabildi. Mesleğimi, tempomu kendi ritmimin etrafına kuruyorum. Bana ilgi çekici gelmeyen işlerde yer almıyorum, böylelikle süper odaklanabileceğim ilgimi çok çeken şeylerle çok mutlu oluyorum. En sevdiğim yanı da sahnede ortaya çıkıyor: dikkatim baştan planlanmış bir şeye değil, karşımdaki insana bağlı. İlişkiyi diri ve gerçek tutan bu. 

Keşke unutup en baştan okuyabilsem dediğin bir kitap?

Murakami, Dünyanın Sonu ve Haşlanmış Harikalar Diyarı. Tuhaf şeyleri öyle sıradan bir şekilde anlatıyor ki bir yerden sonra normal karşılamaya başlıyorsun. O akıntıya bir daha ilk kez kapılmak isterdim.

Uzun yola çıkıyoruz. İlk ne dinleyelim?

BabaZula “Bir Sana Bir De Bana” Sonra Peyk. İrfan Alış abiyle söyleye söyleye gitmediğimiz yer kalmadı.

Şehirde bulunmayı sevdiğin, sana iyi gelen bir yer?

Aslında evim ama bu sıkıcı bir cevap sanki. İstanbul’u da tek yere sığdırmam zor. Çimenlere serilip boğazı izleyebildiğim her yer çok güzel İstanbul’da.

Kapak fotoğrafı: Ayşegül Karacan