Laura Bates, internetin görünmeyen köşelerinde büyüyen kadın düşmanı topluluklardan algoritmaların beslediği nefret kültürüne uzanan türde yazılar kaleme alıyor. Konusu yapay zekâdan incel’lere, internetin karanlık erkeklerini kapsıyor: Incel’ler, chad’ler, kız tavlama ustaları, toksik erkekliğin yolunu ören gruplar… Kadınlardan Nefret Eden Erkekler kitabı da onlardan biri. Çağımızın en acil meselelerinden biriyle yüzleşmek isteyen herkes için, kitaptan tadımlık bir bölümü KAFA+ okurları için aşağıya bırakıyoruz.
Milyonlarca kadının, sırf kadın oldukları için tecavüze uğradığı, dövüldüğü, sakat bırakıldığı, istismar edildiği ya da öldürüldüğü bir dünya hayal edin. Kadınlara duyulan nefretin aktif biçimde körüklendiği, bu nefreti beslemek ve büyütmek üzere kurulmuş, gittikçe genişleyen erkek topluluklarının mevcut olduğu bir dünya. Kadın düşmanlığıyla ırkçı öfkenin kusursuz biçimde iç içe geçmiş olduğu bir dünya: “Orospular” safkan soyları kirletmekle suçlanıyorlar. Nefretle beslenen hayal gücünün ürünü “vahşiler,” beyaz kadınların narin bedenlerini yağmalanacak ganimetler gibi gören istilacılar olarak resmedilmekte. Binlerce erkeğin zehirli bir öfke etrafında birleştiği; şeytani, açgözlü, ruhsuz kadınlar diyerek onları şeytanlaştırıp kin kustuğu, tecavüze uğramalarını ve yok edilmelerini ayrıntılarıyla planladığı, bağnaz fakat gösterişli bir ayaklanma arzusu içinde olan bir güruhun olduğu bir dünya. Öyle bir dünya hayal edin ki bazı erkekler bu karanlık fantezileri yalnızca düşünmekle kalmıyor, hayata da geçiriyor, kadınları toplu halde katlediyor, geride bıraktıkları manifestolarda ise bu terör eylemlerine yönlendiren ideolojilerini açıkça dile getiriyorlar. Zayıf karakterli erkekler, kayıp çocuklar, kafası karışık, korku içindeki gençler bu topluluklarca ele geçiriliyor ve bu topluluklar korkularından beslenerek onları nefrete, şiddete ve sonunda kendi yok oluşlarına sürüklüyorlar.
Bu dünyayı hayal etmenize gerek yok çünkü zaten içindesiniz. Belki de farkında değildiniz çünkü bu konular üzerine konuşmaktan kaçınıyoruz.
Erkekleri gücendirme riskine girmeyi pek sevmeyiz. Farklı grupları düşündüğümüzde gücendirmek kolay gelirken, heteroseksüel beyaz erkekleri benzeşik bir grup olarak düşünmekte zorlanırız çünkü bu tür erkeklere ayrı kimlikler tanıma ayrıcalığını vermeye alışmışızdır. Bu erkekler karmaşık, kahraman ve eşsizdir. Kararlarının ve seçimlerinin, ayrı ve benzersiz şartlardan kaynaklandığı görülür çünkü onları farklı ve eşsiz bireyler olarak görürüz. Kadınlardan topluluk olarak söz etmek, kadınlara yönelik şiddeti nesnel bir olgu olarak ele almak bizleri rahatsız etmez fakat bunu öyle kendi kendine meydana gelen bir şeymiş gibi anlatırız. Kadınlara şiddet uygulayan erkek faillerden söz etmemek bir kaide haline gelmiş durumdadır. Bir kadının tecavüze uğradığını söyleriz; cinsel saldırıya ya da şiddete maruz kalan kadınların oranlarını tartışırız. Ancak erkeklerin tecavüz suçunu işlemesinden ya da cinsel saldırgan ve şiddet uygulayan istismarcılar olmalarından söz etmeyiz. Cinsel şiddet söz konusu olduğunda kadınların kıyafetlerine, davranışlarına, seçimlerine odaklanmamızı bu kadar kolay kılan işte budur. Kadınlara kendilerini korumaları için öğütler verir, bu önlemleri almayanları açık ya da üstü kapalı biçimde suçlarız. Çünkü tecavüz, kısa etek giymiş bir kadının başına ara sokaklarda geliveren karanlık bir talihsizliktir, gerçek erkekler tarafından bilinçli gerçekleştirilen bir suç eylemi değil. Bu erkeklerle yüzleşmek zorunda kaldığımızda (çünkü kimi zaman büyük vakalar manşetlere çıkar) onları her gün aralarında dolaştığımız diğer sıradan, iyi erkeklerden ayırmak için “hayvan” veya “canavar” gibi sözcüklerle tanımlarız. O erkekleri saymayız, istatistiklere dahil etmeyiz veya anlamlı bir sonuca ulaşacak şekilde araştırma konusu etmeyiz. Hatta çoğu zaman aklımıza bile getirmeyiz.
Eğer erkeklik, ataerkillik ya da erkek ayrıcalığı hakkında konuşursak, sohbetler hemen genelleme ve önyargı suçlamalarıyla rayından çıkıyor. “Tüm erkekler değil” nitelemesi her yerden yükseliyor. Bu, çok basite indirgenmiş, çok saldırgan, çok geniş bir ifade. Buna rağmen esmer ya da siyah tenli bir erkeğin suçlarının hemen ırkı ya da dini ile ilişkilendirilmesine çok az itiraz ederiz. Erkekliği kötülemek, onu, mevcut toplumsal haliyle, sorunlu bir şey olarak tanımlamak, erkeklerin kendilerine bir saldırı olarak görülüyor. Bazı erkeklerin neden belirli biçimlerde davrandığını sorgulamak tüm erkeklere bir saldırı olarak görülüyor ve bu nedenle kabul edilemez olarak nitelendiriliyor.

“Erkekleri gücendirmek istemiyoruz”
Oysa doğru olan, tam tersi. “Toksik erkeklik”ten söz edenler erkekleri eleştirmiyor, aksine onları savunuyorlar: Toplumlarımızdaki ve ailelerimizdeki oğlan çocukları ve erkekleri gerçekçi olmayan, sağlıksız ve sürdürülemez ideallere uymaya zorlayan bir ideolojiyi ve sistemi tanımlıyorlar. Yıkıcı cinsiyet klişeleri, birey olarak erkeklere ve yaşadıkları topluma zarar veriyor. Bu sorunu ele almak ve bu baskıları ortadan kaldırmak, oğlan çocuklarımız için bir hayat memat meselesidir. Sorunu dile getirmemek için etrafından sessizce dolandığımızda, ardımızda bıraktığımız uçuruma domino taşları gibi yuvarlanıyorlar.
Erkekleri gücendirmek istemiyoruz. Bu yüzden sorunu dile getirmiyoruz. Beyaz bir adamın, belirli bir demografik gruba terör uygulama ve nefret yayma niyetiyle işlediği kitlesel cinayet suçunu tanımlarken, terörün tanımı tam olarak bu olmasına rağmen, söz konusu demografik grup kadınlardan oluşuyorsa, “terörizm” sözcüğünü kullanmıyoruz. Adam sadece “rahatsız,” “dengesiz,” “yalnız kurt” olarak tanımlanıyor. Onu özellikle bir istisna, bir sapma olarak niteleyen bir dil kullanıyoruz. Çevrimiçi yolculuğunu “radikalleşme” olarak adlandırmıyoruz ya da içinde yer aldığı çevrimiçi toplulukları “aşırılık” sözcüğü ile etiketlemiyoruz oysa başka, benzer suçları işleyen farklı türde erkekleri tanımlarken o sözcükleri anında kullanma yoluna giderdik. Onu bu eylemleri gerçekleştirmeye neyin yönlendirdiğini ya da nasıl bu kadar nefret dolu hale geldiğini araştırmıyoruz. Artık konuşma zamanı!
Çoğu insan incel terimini hiç duymamıştır. Birisi bir tür pil olduğunu sanmıştı. Bazıları ise mikrobiyolojiyle ilgilenmeme şaşırdığını ifade ettiler. Yolda yanlarından geçen insanların çoğu, incel’lerin varlığından bile haberdar değil. Bu yüzden, incel’ler haberlerde veya sohbetlerde zaman zaman ortaya çıktığında, internetin tuhaf, ufak bir marjinal grubu olarak göz ardı edilmeleri çok kolaydır.
Incel topluluğu, sözde erkekler dünyasının en şiddet dolu köşesi. Kadınlara yönelik şiddetle dolu bir nefrete kendilerini adamış bir topluluk. Gayet gerçek sorunları ve zaafları olabilecek üyeleri aktif olarak bünyesine katar ve onlara tüm sıkıntılarının nedeninin kadınlar olduğunu söyler.
Son on yılda, bu topluluğun adı altında çoğunluğu kadın olmak üzere 100’den fazla kişi öldürülmüş ya da yaralanmıştır.
Muhtemelen varlığından bile haberdar olmadığınız bir topluluk bu.
Haklarında duyduklarınız o kadar tuhaf, o kadar aşırı, inanılması güç ve hatta gülünç gelebilir ki onları önemsememek kolaydır. Ancak unutmayın: Bu bir hata olur.
Kadınlardan Nefret Eden Erkekler – Laura Bates / Çev. Nazlı Berivan Ak / April Yayıncılık / 440 s.