Anonimliği bir sanat biçimine dönüştüren ve pop kültürünün kalıplarını kökünden değiştiren Gorillaz, 1990’ların Britpop ikonlarından Damon Albarn ile dâhi çizer Jamie Hewlett’in iş birliğinde doğdu. Sadece animasyon karakterlerden oluşan “sanal grup” kimliğiyle müzik tarihine geçen Gorillaz, kariyeri boyunca tam 12 kez Grammy’e aday gösterildi. Grup, müzik yapmanın ötesine geçerek; distopik bir görsel estetik, disiplinlerarası bir anlatı ve dijital çağın yalnızlığına dair derin bir sosyolojik eleştiri sunuyor. 16 Temmuz’da Bonus Parkorman’da ilk İstanbul konserini vermeye hazırlanan Gorillaz’la ilgili pek de bilinmeyenleri topladık. 

*Başlangıçta birbirlerinden nefret eden Albarn ve Hewlett ikilisi, 1997’de Londra’da ev arkadaşı oldu. O dönem her ikisinin de ayrılık acısı yaşaması, arkadaşlıklarının derinleşmesini sağladı. İkisinin de doğduğu yıl olan 1968’in Çin astrolojisinde “Maymun Yılı” olarak adlandırılması sebebiyle grubun adını önce ‘’Gorilla’’ yapıp daha sonra çoğul eki olarak ‘’z’’ harfini eklediler.  

*Bir grup kurma fikir, ev arkadaşları MTV izlerken ortaya çıktı. Hewlett, MTV’yi çok uzun süre izlemenin insanı delirtebileceği çünkü grupların hiçbirinin görsel olarak gerçekten ilgi çekici olmadığı hakkında konuşurken yalnızca animasyon yoluyla var olan sanal bir grup olarak öne çıkma fikri doğdu.

*Başlangıçta Albarn ve Hewlett, projenin arkasında kendilerinin olduğunu gizlediler. Gorillaz’ın ilk müzisyenleri Albarn, Del the Funky Homosapien, Dan the Automator, Kid Koala, 2D, Murdoc Niccals, Russel Hobbs ve Noodle adlı uydurulmuş grup üyelerinin arkasına saklandılar hatta sahte röportajlar verdiler. Residents ve Daft Punk gibi Gorillaz’ın da en büyük sezgisi,yüzlerini ve özel hayatlarını saklamaktı. 

*2006’da “En İyi Pop Vokal İş Birliği” dalında Grammy ödülü kazandıkları “Feel Good Inc.” müzik sektörünün dinleyiciye pazarladığı sahte mutlulukları ve modern tüketim toplumunun yarattığı boşluğu eleştiren distopik bir başkaldırı. Şarkıdaki “Kendini İyi Hisset A.Ş.” ismi, yaratıcılığın ve sanatın sömürülüp kâr odaklı bir ürüne dönüştürülmesini temsil ederken, sözlerde geçen kasaba metaforu da kentli insanın yüzeysel hazlar arasında yaşadığı yabancılaşmayı simgeliyor. Müzik videosunda grubun kasvetli bir kuleye hapsedilmiş olması medyanın özgürlüğü kısıtlayan yapısını, Noodle’ın yel değirmenli adasıyla bu kuleye olan zıtlığı ise endüstriyel poptan kaçıp özgün sanata ulaşma arzusunu yansıtan, hem melodik hem de lirikal olarak zengin bir toplumsal eleştiri.

*2007 yılında Gorillaz üçüncü albümü Plastic Beach’i yayımlamadan önce, Damon Albarn “şimdiye kadar yayınlanmış en büyük pop albümü”nü oluşturmak istediğini duyurmuştu. Bu hedefle farklı türlerde müzik yapan birçok ismi albümüne davet etti: Snoop Dogg, Lou Reed, Mos Def, Bobby Womack, Mark E. Smith, Mick Jones, Paul Simonon, De La Soul, Little Dragon, Hypnotic gibi.

*Grubun yas, ölüm ve hafızayla yüzleşme temalarını merkeze aldığı son koleksiyonu The Mountain da yalnızca bir müzik albümü değil. Yakın aralıklarla babalarını kaybeden Damon Albarn ve Jamie Hewlett’e göre dağ; herkesin yaşamında en az bir kere çıkmak zorunda olduğu kişisel bir yolculuğu, kaybı ve dönüşümü simgeliyor. Albarn’ın Hindistan seyahatleri, özellikle de babasının küllerini kutsal şehir Varanasi’ye bırakma deneyimiyle şekillenen bu albüm, hayattaki  bitmek bilmez tırmanışı anlatıyor. 

*The Mountain’ı asıl unutulmaz kılan ise “hafıza” temasını somutlaştıran tercihi: Albarn, hayatta olan müzisyenlerin yanı sıra Dennis Hopper, Tony Allen, Bobby Womack, Mark E. Smith ve Dave Jolicoeur gibi artık aramızda olmayan efsanevi isimlerin arşiv kayıtlarına da yer vererek albümü zamansız bir buluşma noktasına dönüştürüyor. Ölümün yaşamın sonu değil de bir parçası olduğunu kanıtlayan bu albüm, dinleyiciye korku yerine derin bir huzur vadediyor. 

Konserde görüşmek üzere!