Dua Lipa’nın kitap sevgisi artık yalnızca “ünlülerin kitap kulübü açması” başlığıyla geçiştirilecek bir mesele değil. Çünkü Lipa, bir süredir Service95 Book Club’la yaptığı şeyi bu kez fiziksel, kalıcı ve epey politik bir alana taşıdı. Porto’nun ünlü Livraria Lello kitabevinde Manifesto Library adını taşıyan bir kütüphane açıldı. Hem de öyle rastgele seçilmiş “sevdiğim kitaplar” rafı değil; sansürlenmiş, yasaklanmış, tartışmaya açılmış, iktidar ilişkilerini kurcaladığı için hedef olmuş, kimlik, hafıza, özgürlük ve düşünme hakkı üzerine söz söyleyen 100 kitaptan oluşan özel bir seçki.
Kütüphane, Dua Lipa’nın kurduğu Service95 Book Club ile Livraria Lello’nun ortak projesi. Açılış tarihi de tesadüf değil: 27 Haziran’da, Porto’da düzenlenen BABELL – City of Books edebiyat festivali kapsamında kapılarını açtı. Yani pop yıldızının kişisel okuma merakından doğan bir fikir, bir kitap kulübünün sınırlarını aşarak şehrin kültürel haritasına yerleşti. Dua Lipa’nın burası için kullandığı ifade de epey güçlü:
Kaybolmuş kitaplara, iktidar ve kontrol yapılarını ifşa eden cesur yazarlara ve kendisine ne okuyacağı söylenmesini reddeden okurlara adanmış bir mabet.
Biraz büyük bir cümle gibi duruyor olabilir ama raflara bakınca ne demek istediği anlaşılıyor.
Manifesto Library’nin seçkisi dört ana başlık etrafında düzenlenmiş: güç, kontrol, ses ve hafıza. Seçkide tanıdık ve güçlü isimler var. George Orwell’ın 1984’ü, Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü, Simone de Beauvoir’ın İkinci Cins’i, Alice Walker’ın Renklerden Moru, Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri, Min Jin Lee’nin Pachinko’su ve Alexei Navalny’nin Patriot’u öne çıkan kitaplar arasında. Bunların her biri farklı bir yerden aynı soruya dokunuyor: Bir metin ne zaman tehlikeli sayılır? Kadın bedenini anlattığında mı? Irkçılığı görünür kıldığında mı? Cinselliği, queer kimliği, sınıfı, sömürgeciliği, devleti, aileyi, dini, otoriteyi tartışmaya açtığında mı? Ya da sadece okura “başka türlü düşünmek mümkün” dediğinde mi?
Bu sebeple Manifesto Library, yalnızca “yasaklı kitaplar” romantizmi kurmuyor. Evet, yasaklanan kitapların etrafında her zaman bir merak halesi oluşur; insan doğal olarak “Ne yazmış da bu kadar korkmuşlar?” diye düşünür. Ama burada mesele o meraktan biraz daha derin. Dua Lipa’nın açıklamasında da altı çizildiği gibi, bir kitap sansürlendiğinde kaybolan şey yalnızca bir hikâye olmuyor. O kitabın açtığı tartışma, temsil ettiği deneyim, okura sunduğu ihtimal, bazen de bir topluluğun kendini görme hakkı da ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Kütüphane tam bu yüzden “okuma”yı pasif bir eylem gibi değil, hafızayı ve özgürlüğü korumanın yollarından biri gibi konumlandırıyor.
Peki neden bu mekân derseniz… Porto’daki bu tarihi kitabevinin bugünkü binası 1906’da açılmış; neo-gotik cephesi, kıvrımlı merdivenleri, vitrayları ve neredeyse masalsı iç mekânıyla uzun zamandır dünyanın en meşhur kitap duraklarından biri sayılıyor. Bu kütüphane, yalnızca raflardaki kitaplarla değil, bulunduğu yerle de bir hafıza alanına dönüşüyor.
SERVİCE95 NEDİR?
Dua Lipa’nın edebiyat tarafı da yeni başlamış bir heves değil. Service95’i önce bir kültür ve yaşam platformu olarak kurdu; ardından Service95 Book Club’la okurları her ay bir kitap etrafında buluşturmaya başladı. Kitap kulübünde yalnızca öneri yapmakla kalmadı; yazar söyleşileri, okuma rehberleri, tartışma soruları ve farklı coğrafyalardan seslerle bunu yaşayan bir okuma alanına dönüştürdü. Manifesto Library ise bu sürecin en somut adımı: Dijitalde kurulan okur topluluğu, Porto’da gerçek raflara, gerçek kitaplara, gerçek bir ziyaret deneyimine kavuşuyor.
Dua Lipa açılış metninde okurları kütüphaneyi ziyaret etmeye ve raflarda hangi kitapların yer alması gerektiğine kendileri karar vermeye çağırıyor. Yani işin güzelliği ve ayrıcalığı biraz da burada gibi: Okura hazır bir kutsal liste sunmayıp onu tartışmaya davet etmesi. Çünkü sansüre karşı en güçlü cevaplardan biri de bu zaten: Okumak, konuşmak, itiraz etmek, bir kitabın neden rahatsızlık verdiğini birlikte düşünmek. Bazen en radikal şey gerçekten de çok basit görünür: Bir kitabı raftan almak, okumak ve sonra biriyle onun hakkında konuşmak. Manifesto Library tam olarak bunu söylüyor. Ve Dua Lipa’nın pop yıldızı kimliğiyle edebiyat alanına taşıdığı bu enerji, kitapların hâlâ ne kadar canlı, ne kadar tartışmalı ve ne kadar gerekli olduğunu hatırlatıyor.