İranlı fotoğrafçı Hengameh Golestan, 1979 yılında Tahran sokaklarında çektiği bir fotoğrafı şöyle anlatıyor: “Bu, kadınların Tahran sokaklarında başları açık dolaşabildikleri son gündü.”
Golestan, fotoğraf çekmeye 1972 yılında başladı. O yıllarda İran’da yalnızca dört ya da beş kadın fotoğrafçı vardı. Kadınların fotoğrafçı olması garip karşılanıyordu. Mesleğini söylediğinde arkadaşları ve ailesi gülüyordu. Ona göre fotoğrafçılık “ciddi” bir iş değildi; fotoğrafçılar ya düğünlerde çalışır ya da turistik yerlerde dolaşırdı.
8 Mart 1979’da çekilen bu fotoğraf, İran’da kadınların kamusal alana çıkarken başörtüsü takmasını zorunlu kılan hicap yasasının yürürlüğe girmesinden yalnızca bir gün sonra kaydedildi. O gün Tahran’da grev vardı. Binlerce insan sokaklara dökülmüştü. Gösteriye öğrenciler, doktorlar, avukatlar, hem kadınlar hem erkekler katılmıştı. Golestan’a göre bu yalnızca bir başörtüsü protestosu değildi; siyasi, dini ve bireysel özgürlük taleplerinin bir araya geldiği büyük bir çıkıştı.
Fotoğraf, yürüyüşün başında çekildi. Golestan, konuşan ve şakalaşan bir grup kadının yanında yürüyordu. Fotoğraf çekilmesinden kimse rahatsız değildi. Aksine, insanların yüzlerinde bir neşe ve güç duygusu vardı. İran devriminin insanlara şunu öğrettiğini söylüyor: Bir şey istiyorsan, sokağa çıkıp talep etmelisin. O gün, kalabalıkta bir grup hemşirenin arabada oturan bazı erkekleri durdurup “Eşitlik istiyoruz, o zaman siz de başörtüsü takın” dediğini hatırlıyor. Herkesin güldüğünü söylüyor.
Golestan, devrim süresince bütün protestolara katılmak istediğini ama bunu bir fotoğrafçı olarak yapması gerektiğini bildiğini anlatıyor. “Bunu belgelemek benim sorumluluğumdu,” diyor. Fiziksel olarak küçük olduğu için kalabalığın içine girip çıkabiliyor, sürekli fotoğraf çekebiliyordu. O gün yaklaşık 20 rulo film kullandı. Gösteri bittiğinde eve koştu ve karanlık odada filmleri banyo etti. Tarihi bir ana tanıklık ettiğinin farkındaydı. Fotoğraflarında kadınların en güçlü hâllerini göstermek istiyordu.
Bu gün, aynı zamanda İran’daki yeni yönetime dair yaşanan ilk büyük hayal kırıklıklarından biri oldu. Golestan’a göre protestolar istenilen etkiyi yaratamadı. Yine de o fotoğrafa baktığında yalnızca başörtüsünü değil; dayanışmayı, sevinci ve o gün hissedilen gücü gördüğünü söylüyor.
Golestan, fotoğraflarını o dönemde gazetelere teklif ettiğini ancak hiçbirinin yayımlamak istemediğini anlatıyor. Fotoğraflar yıllarca görünmez kaldı. Ancak 2010 yılında Suriye’de düzenlenen bir kadın festivaline katıldığında, bu kareleri yanında götürdü. Hem Müslüman hem Hristiyan kadınlardan çok sıcak tepkiler aldı. Golestan’a göre birçok kişi İranlı kadınların gerçek yaşamlarını ilk kez bu fotoğraflar aracılığıyla görüyordu.
Fotoğraflar akademik dünyada da ilgi gördü. Bir fotoğrafçılık öğrencisi doktora tezini bu kareler üzerine kurdu. Golestan için bu, son derece tatmin edici bir deneyimdi. Ancak en çarpıcı tepkilerden biri genç İranlılardan geldi. Sokakta başörtüsüz kadın görmemiş bir nesil için bu fotoğraflar şaşırtıcıydı. Bazılarının, 1979’da böyle protestoların yaşandığından bile haberi yoktu.
Devrimden sonra İran’da çok sayıda kadın fotoğrafçı yetişti. Ancak Golestan, 1980’lerde İran-Irak Savaşı’nı belgelemek istediğinde yetkililerden izin alamadı. Kendisine “cephede sadece erkekler var” denildi. Bugün ise Afganistan’a gidip savaşı fotoğraflamasına izin verilen İranlı bir öğrencisi olduğunu söylüyor ve ona her zaman “benim hayalimi yaşıyorsun” dediğini ekliyor.
Golestan’ın 1979’da çektiği bu fotoğraflar, yıllar sonra Londra’da “Hengameh Golestan: Witness 1979” başlığıyla sergilendi. Fotoğraflar, yalnızca İran tarihine değil, kısa bir özgürlük anına da tanıklık etmeye devam ediyor.