Yamine Daaboul, Londra’da yerleşik, Suriyeli kökenli bir seramik sanatçısı ve fotoğrafçı. Anne babasını kanserden kaybettikten sonra teselliyi yaratıcı üretimde bulan Daaboul işlerinde, gündelik hayattaki derinlik üzerinden kurduğu kültürler arası bağlantıları inceliyor. Arap kimliğinin tüm dünyanın zihninde çatışma, savaş, siyasi kriz ve büyük kayıplarla ilişkilendirilmesine dair rahatsızlığını sanatsal üretime dönüştüren Yamine bunun için Suriye ziyaretlerinden birinde, fotoğraf makinesini eline alıp yetişkin gözüyle memleketindeki yaşamın ve kameralara yansıyamayan kültürün otantik bir temsilini oluşturmak için kolları sıvamış.
Sanatçı, Service 95 için hazırladığı “Suriye, Günlük: Haberlerde Görmediğiniz Arap Kültürü” başlıklı dosyada savaşın içinden geçmiş bir toplumun acı haricinde hatta acıyla birlikte yaşadığı “insanlığı” aktarmak istiyor. Amacını, “İnsanlar hâlâ gülüyor, doğum günlerini kutluyor, kahve yapıyor, sanat yaratıyor, aile kuruyor, dans ediyor, ders çalışıyor, dua ediyor ve gelecek hakkında hayaller kuruyor. Gündelik yaşamın fotoğraflarını -sıradan anları, yemekleri, gelenekleri, aileleri- paylaşarak, ortak insanlığımızı ve hepimizin görülmeyi hak ettiğini hatırlatmayı umuyorum.” sözleriyle aktarıyor.

Gördüğünüz kadın, Yamine’in teyzesi Enam; Lazkiye’deki evinin balkonunda, arkasındaki ağaçtan gelen yasemin kokusu nefesini doldururken Kur’an okuyor. Yanındaki fotoğrafta hapur hupur çikolatalı kek yiyen ise Yamine’in en küçük kuzenlerinden Ahmed. Neşesi daim olsun.

İşte bu kıpkırmızı domatesler de sabah sofralarının olmazsa olmazı. Falafel, fatteh ve yumurtayla klasik Levant kahvaltısını tamamlıyor; bir aile geleneği. Bir de çay var tabii. Yamine, Lazkiye’den Kesab dağlarına yaptığı günübirlik gezide yıllardır görmediği arkadaşlarıyla hasret giderirken birliktelikteki sıcaklığın temsili olarak biriken cam fincanları belgelemiş.

Dağ yolculuğunun duraklarından biri de kırsalda “menâkîş” yapan bir aile işletmesi olmuş. Menâkîş; pizza, pide, lahmacun türünde; hamurun üzerine peynir veya kıyma serpilerek yapılan bir yemek. Tarif faslı kapanmadan rakımı düşürüp Ma’amoul bil jibn’den bahsedelim. Lazkiye’ye özgü bu tatlı peynir dolgulu, irmikli bir hamurun fırınlanmasıyla elde ediliyor. Üzerine de bolca pudra şekeri. Afiyet olsun.

Dağlardan deniz kenarına indiğinde çocukların oyuncu merakı karşılamış Yamine’i. Elinde analog kamerayı görünce ondan fotoğraflarını çekmesini istemişler. Tabii ki kırmamış. O heyecanlı çocuklardan bir tanesiyle tanışın: İdlib’den Layal. Kıyıdan sokaklara doğru ilerlersek, Suriye’de yaşayan başıboş kedi popülasyonu hayli yüksek ve kendileri halk tarafından beslenmekte; tıpkı bizdeki gibi. Kediler kent kültürünün öyle yerleşik bir parçası hâline gelmiş ki Yamine, onları görünce direkt “Evdeyim” hissine kapıldığını söylüyor.

Sanatçı bir gün, rahmetli anne ve babasının büyüdüğü Lazkiye sokaklarında yürürken begonvillerin altında bu plastik sandalyeye rastlamış. Görüntüyü şiirsel bulmasının sebebi, Arap dünyasında ve ötesinde (Porto Rikolu Bad Bunny’den de hatırlayacaksınız) sosyoekonomik farkları aşan tanıdık bir sembol olarak plastik sandalyenin çiçeklerin gölgesine kurulmuş, sanki keyif yapıyor gibi olması.
Ve final: Şam’daki otel odasından aşağıdaki avluyu çektiği bu fotoğraf Yamine için özel çünkü ona, Suriye’yi ilk defa tek başına ziyaret etmenin bünyesinde yarattığı gururlu mutluluğu hatırlatıyor. Beit Zafran adındaki otelin yerleştiği yapı, 19. yüzyıldan kalma bir Osmanlı konağı.

Bir adım öncesi
Ne tuhaf ki büyük kayıplar bazen insanı bir kimlik arayışına, görünmezleşen bir bağın yerini doldurmaya iterek köklerini sağlamlaştırabiliyor. Maalesef ve iyi ki Yamine Daaboul için de hikâye böyle gelişmiş. 2021’de, karantinada annesinin yasını tutarken kendi kendine öğrenerek başladığı seramik işleri, onun sanatının ilk meyveleri. Sadece elleriyle işlevsel bir şey üretebiliyor olmak Yamine’i hem büyülemiş hem de hiç geçmeyecekmiş gibi gelen acısına rağmen hâlâ neşe duyabildiğini fark ettirmiş ona.
Seramik tabaklar, bardaklar, fincanlar ile kitap, defter ve oyun kartlarından oluşan “In Arabic We Say” koleksiyonu Yamine Daaboul’un anne babasından aldığı mirası onurlandırma gayesiyle 2024’te vücut bulmuş. Ana dilinin şiirselliğini işaret etmek üzere kimi günlük ifadeleri Arapçadan İngilizceye çevirip seramiklere işleyen sanatçının kullandığı sözlerden bazılarının Türkçe karşılıkları şöyle: “Sen ay kadar güzelsin. Bu dünyada ve bir sonrakinde. Sofranızda yemek eksik olmasın. Varlığınla evimizi aydınlattın…”
Seramiklerinden birine sahip olan herkes, evinde Yamine’in iyileşme yolculuğundan bir parça taşıyor. Belki nazik bir cümleyle karşılaştıkça kalbi yumuşuyor, belki de mücadele ettiği şey her neyse onun üstesinden gelmek için kendinde bir miktar güç buluyor.