Patti Smith’i yalnızca “punk’ın vaftiz annesi” diye anmak, onun etrafında biriken bütün hikâyeyi biraz fazla hızlı kapatmak olur. Çünkü Smith’in sahnedeki varlığı, 1970’lerin New York’undan bugüne uzanan bir rock mitolojisi kadar, şiirin, itirazın, yasın, hafızanın ve hâlâ ayakta kalma iradesinin de hikâyesi.
Patti Smith Quartet, 17 Mayıs Pazar günü saat 18.00’de Bonus Parkorman’da İstanbul dinleyicisiyle buluşacak; konser, Stagepass organizasyonuyla gerçekleşiyor. Smith’e sahnede bas ve klavyede Tony Shanahan, davulda Seb Rochford, gitarda ise oğlu Jackson Smith eşlik edecek. Gecenin özel konuğu İngiliz alternatif rock ve post-punk sahnesinin köklü gruplarından New Model Army; konser öncesi atmosferi ise Radyo Eksen’den Gülşah Turgut’un DJ seti hazırlayacak.

Smith’in İstanbul konseri, takvimdeki herhangi bir açıkhava konserinden daha büyük bir zamana denk geliyor. 1975’te yayımlanan ilk albümü Horses, 2025’te 50. yılını geride bıraktı; Legacy Recordings bu yıl dönümü için albümün remaster edilmiş özel baskısını ve daha önce yayımlanmamış kayıtları içeren bir edisyon hazırladı. Albümün ilk yayımlandığı günden beri taşıdığı tuhaf elektrik hâlâ sönmüş değil: Bir ayağı garaj rock’ta, bir ayağı Beat şiirinde, bir ayağı kilise ayinini andıran bir seslenişte duran Horses, rock’ın yalnızca şarkı değil, beden, metin, dua, meydan okuma ve performans olabileceğini göstermişti.
Bu yüzden Patti Smith’in Parkorman’a gelişi, nostaljik bir “efsane sahnede” anından ibaret değil. Smith’in kariyeri, her zaman geçmişle şimdi arasında açık duran bir kapı gibi işledi. Because the Night hâlâ geniş kitlelerin hafızasında, People Have the Power hâlâ kalabalıkların beraber söylediğinde başka bir anlama kavuşan şarkılardan biri. Ama Smith’i yalnızca hitleriyle düşünmek de eksik kalır. Onun asıl meselesi, bir şarkının içinde şiiri, bir şiirin içinde politik öfkeyi, politik öfkenin içinde de kırılganlığı saklayabilmesi. Sahnedeki sesi bazen bir rock solistinden çok, kalabalığa bir şey hatırlatmaya gelmiş biri gibi duyulur: Dünyanın kötüleştiği fikri yeni değildir, ama buna rağmen şarkı söylemek hâlâ mümkündür.

Smith’in edebiyatla ilişkisi de bu hikâyenin kenar süsü değil, omurgası. Robert Mapplethorpe’la gençlik yıllarını, New York’un yoksul ama yaratıcı damarını ve iki sanatçının birbirine tanıklığını anlattığı Just Kids, 2010’da National Book Award’da kurgu dışı dalında ödül aldı. O kitap, bir rock yıldızının anılarından çok, bir sanatçı olmanın romantik değil, çoğu zaman aç, dağınık, inatçı ve borçlu bir hâl olduğunu hatırlatan bir metindi. Patti Smith’in konserlerinde de bu yüzden müzikle edebiyat birbirinden tamamen ayrılmaz; sahnede duran kişi yalnızca şarkı söylemez, kendi mitolojisini de yanında getirir.
İstanbul konseri, Smith’in resmi turne takviminde de yer alıyor: Brighton ve Atina’nın ardından 17 Mayıs’ta İstanbul Bonus Parkorman, ardından Viyana ve Reykjavik gibi duraklar geliyor. Bu bilgi bile tek başına küçük bir şey söylüyor: Smith bugün hâlâ yaşayan bir arşiv gibi dolaşıyor; ama cam fanusa kaldırılmış bir arşiv değil, şehir şehir gezen, yeniden ses çıkaran, yeni kuşaklarla aynı havayı soluyan bir arşiv.
Parkorman gecesinin bir diğer dikkat çekici tarafı da New Model Army. 1980’de Bradford’da kurulan grup, post-punk’ın daha sert, daha toplumsal, daha açık yaralı damarlarından birini temsil ediyor. Patti Smith’in şiirsel isyanıyla New Model Army’nin gitar merkezli karanlık enerjisi aynı gecede buluşunca, konser yalnızca tek bir sanatçının etrafında değil, rock müziğin hâlâ politik, hâlâ canlı, hâlâ huzursuz kalabilen tarafında şekilleniyor.
Bütün bunların yanında Patti Smith’in sahne imgesinde hâlâ basit ama etkili bir şey var: Siyah-beyaz bir gömlek, dağınık saç, yaşla beraber azalmayan bir bakış, şarkı aralarında şiire ya da dünyaya açılan bir cümle. Smith, rock tarihinin kadın figürleri içinde çoğu zaman güzellik, cazibe ya da pop yıldızı kalıplarına sığmayı reddeden bir yerde durdu. Rock and Roll Hall of Fame’in 2007’de onu onurlandırması da bu etkinin kurumsal bir kabulüydü; fakat Smith’in asıl gücü, hiçbir zaman yalnızca müzeleşmiş bir figür olmamasından geliyor.
17 Mayıs akşamı Parkorman’da dinleyiciyi bekleyen şey, bu nedenle yalnızca eski şarkıların topluca söyleneceği bir konser değil; yarım asırlık bir sesin bugün hâlâ ne kadar diri kalabildiğini görme ihtimali.
Patti Smith, yıllar boyunca kendisini şair, müzisyen, yazar, aktivist, anne, tanık, yas tutan ve yeniden başlayan biri olarak kurdu. İstanbul’a getirdiği şey de tam olarak bu çok katmanlı kimlik: Biraz CBGB’nin duvarlarından, biraz Mapplethorpe’un kadrajından, biraz Horses’ın açılışındaki sarsıntıdan, biraz da hâlâ “insanların gücü var” diyebilme inadından oluşan bir gece.