Herkes o kitaptan bahsediyor. Kimisi alayla, kimisi ciddi. Sokaklarda o var, sosyal medyada o var. Öte yandan okunduğu söylenip okunmayan kitapların da başında geliyor Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Biliyoruz gına geldi, fakat birilerinin taşın altına elini koyması; sizler için bir giriş rehberi hazırlaması gerekiyordu. Biz yaptık. 

İşte madde madde, yeni başlayanlar için Bin Dokuz Yüz Seksen Dört:

George Orwell 1903’te Hindistan’ın Bengal eyaletinin Motihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere’ye döndükten sonra öğrenimini Eton College’da tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-1927 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, imparatorluk yönetiminin iç yüzünü görünce istifa etti. 1950’de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir.

“Orwellian” bugün bir yazar adından türetilen ve en yaygın kullanılan sıfatlardan biri. Türkçede biz 1984 gibi diyoruz.

Orwell tam anlamıyla bir empirikti. Yaygınlaşan her türden propaganda onu tedirgin ediyor, tarihin sonuna geldiğine dair inancı pekiştiriyordu. Ona göre gerçek gözle görülebilmeli, dokunulabilmeliydi. Sosyal medyayla birlikte hepten ayyuka çıkan yalan haberlerin yaygınlığına şimdi tanık olsa yaşayacağı terörden ötürü ihtimalle sünger dolu bir odaya kapatılırdı.

George Orwell, Hayvan Çiftliği’nden kazandığı parayla, İskoçya’nın batı kıyısı açıklarında, Hebridler’deki Jura adasında bir ev almıştı. 1946 yazında Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü bu evde yazmaya başladığında, bir yandan da verem tedavisi görüyor, sık sık hastaneye yatıyordu. 

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ün yayımlanmasından iki yıl önce verem teşhisi aldı ve bu hastalık için gördüğü tedavi yazılarını etkiledi. Bir sanatoryumda yatağa bağlı kaldı; oturmasına, konuşmasına, okumasına ya da yazmasına izin verilmiyordu. Ciğerlerine büyük iğnelerle yapılan enjeksiyonlara ve röntgenlere maruz kalıyordu. Tüm bu yaşananlar kitabın sonunda Winston Smith’in 101 Numaralı Oda’da yaşadığı işkencenin zeminini oluşturdu.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ün ana karakteri Winston Smith klasik bir kahraman değildir, neredeyse anti-kahramandır. Kırk yaşındadır, varisleri ve takma dişleri vardır. Huzursuz bir adamdır Winston.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu, bellekten yoksun bırakılmış, her türlü muhalefetin yok edildiği bir toplum tehlikesine karşı bir uyarı niteliğindedir. Ve Orwell’in Julian Symons’a yazdığı bir mektupta dediği gibi “bir ütopya”dır.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te anlatılan toplum düzeni, bir “büyük gözaltı”dır. Güç ve iktidarın sınırsızca uygulandığı, bellek, düşünce, dil ve aşkın iğdiş edilerek özgürlüklerin tümden ortadan kaldırıldığı bu “büyük gözaltı” için Erich Fromm şöyle der:
Orwell, öteki olumsuz ütopyaların yazarları gibi, bir felaket kâhini değildir. Bizi uyarmak ve uyandırmak ister. Hâla umudu vardır (…) Ve bu umudun ancak, bugün tüm insanların karşı karşıya oldukları tehlikenin, bireyselliği,aşkı,eleştirel düşünceyi tümden yitireceği gibi (…) bunun ayırdına bile varamayacak bir otomatlar toplumu olup çıkma tehlikesinin farkına vararak kavranabileceğini öğretir.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanı yüzünden 1984 yılı bir tür efsaneye dönüşmüştü. Ancak başlangıçta Orwell, hikâyenin geçtiği yıl olarak 1980’i belirlemişti. Kitabın tamamlanma süreci hastalığı nedeniyle uzadıkça, önce 1980’i 1982 ile değiştirdi, sonunda ise 1984’te karar kıldı.

1974’te David Bowie, “Nineteen Eighty-Four” adında bir tekli yayımlamak istedi, ancak Orwell’in eşinden izin alamadığı için proje tam anlamıyla hayata geçirilemedi. Radiohead “2 + 2 = 5” adlı bir şarkı yaptı, Manic Street Preachers ise “Orwellian” adını taşıyan başka bir parça yayımladı.

Kitap, The Last Man in Europe adıyla yayımlanmak istenmişse de pazarlama endişeleri nedeniyle 1984 olarak basılmış.

George Orwell’in 1984’ü yazdığı ev. Fotoğraf: Murdo MacLeod/The Guardian

Türkiye’de ilk defa Can Yayınları tarafından basıldı. Michael Radford’ın kitabın filmini 1984 yılında çekmeyi seçmesi nasıl bir rastlantı değilse, belli ki Erdal Öz’ün romanın Türkçesini Can Yayınları’ndan ilk kez 1984’te yayımlaması da yalnızca bir rastlantı değildi şüphesiz.

Kitabın Türkçe çevirmeni Celâl Üster ise kitabın Can Yayınları baskısı için yazdığı giriş yazısında şöyle der: Bana kalırsa, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, kuşkusuz insanlığı bekleyen bir “total totalitarizm” tehlikesine karşı edebiyatın bağrından yükselen bir uyarı çığlığıdır. Ama aynı zamanda, günümüz toplumlarında gücü elinde tutmak iktidarı sürdürmek uğruna uygulanan yönetsel, dinsel, dilsel, ulusal, budunsal, ahlaksal, eğitsel baskılar, zorbalıklar, dayatmaların karanlığı içinden kulağımıza çalınan bir sis çanıdır. Orwell’ın romanı, “geniş zaman”lı ve evrensel olmasının yanı sıra, “şimdiki zaman”lı ve günceldir de.

İşte, bizden bu kadar. Umarız bu rehber sohbetlerde göz kaçırmamanı sağlayacak kadar bilgi edinmeni sağlamıştır. Umarız kitabın sohbetinin çokça dönmediği güzel günler ileride bizleri bekliyordur.