Ayn Rand, 20. yüzyılın en çok tartışılan figürlerinden biri. Bir kesim için kült bir kahraman, başka bir kesim için tehlikeli bir ideolog. Kendini hem romancı hem filozof olarak konumladı. Romanı fikir anlatmanın aracı olarak kullandı. Hikâye yazdı ama asıl derdi düşünceydi.
The Fountainhead, Donald Trump’ın sevdiğini söylediği az sayıdaki kurgu eserden biri; Paul Ryan gibi siyasetçilerin Rand romanlarını çevrelerine hediye ediyor; Britanya’da bazı muhafazakâr isimlerin Rand’a özel bir bağlılık sergilediği biliniyor…
Şimdilerde Türkiye’de yeniden gündemde. Çünkü Ekrem İmamoğlu’nun okuma listesinde yer alıyor. Ortalık karıştı, sevenler sevmeyenler birbirine girdi. Peki, kimdir Ayn Rand, necidir? İşte, Sovyet Rusya’dan Hollywood’a uzanan hikâyesinin çok hızlı bir özeti. Ayn Rand 101.
Ayn Rand, 1905’te St. Petersburg’da, Alisa Zinovyevna Rosenbaum adıyla doğdu. Orta sınıf Yahudi bir ailenin çocuğuydu. 1917 Devrimi’ni ergenlik çağında yaşadı. Babasının eczanesine el konuldu. Aile ekonomik olarak sarsıldı. Bu deneyim, onda kolektivizme ve devlet müdahalesine karşı kalıcı bir öfke bıraktı.
Sonrasında Rand Petrograd Üniversitesi’nde tarih okudu; felsefe ve edebiyatla da ilgilendi. 1926’da akrabalarını ziyaret bahanesiyle ABD’ye gitti. Geri dönmedi. Hollywood’a geçti. Senarist olma hayali kurdu. Cecil B. DeMille’in setinde figüranlık yaptı. Sektöre böyle girdi. 1929’da aktör Frank O’Connor’la evlendi. Elli yıl süren bir evlilik yaşadı.
Yazarlık kariyerine, Sovyet Rusya’daki hayatı anlattığı ve en otobiyografik romanı sayılan We the Living (1936) ile başladı. Büyük çıkışı ise The Fountainhead (1943) ile oldu. Roman on iki yayınevi tarafından reddedildi. Sonunda yayımlandı ve zamanla bireyciliğin sembolü hâline geldi. 1957’de Atlas Shrugged geldi. Felsefesinin en kapsamlı ifadesini o romanda kurdu.
Neden seviliyor: Kahramanlık, özgürlük, kesinlik
Rand’ı sevenler için kendisi, insanın potansiyeline dair güçlü bir yanıt veriyor çünkü. Onu çekici kılan birkaç başlık var.
Kahramanlık vizyonu: İş insanını, mucidi, sanatçıyı sıradan figürler olarak değil, tutkulu ve asil karakterler olarak yazdı. Howard Roark ya da John Galt gibi karakterler, başkalarına yaranmak için değil, kendi vizyonlarını gerçekleştirmek için yaşadı. Bu “ideal insan” modeli özellikle genç okurları etkiledi.
Bireycilik ve akıl vurgusu: Objektivizm adını verdiği düşünce, insanın kendi mutluluğunu en yüksek ahlaki amaç olarak görmesini savundu. Akla, mantığa, bağımsız düşünceye özel bir yer açtı. “Gerçek gerçektir” diyerek kesinlik arayanlara net bir zemin sundu.
Açık ilkeler: Rasyonel bencilliği savundu, ki en büyük kavga buralarda verildi, sevenleri ve sevmeyenleri açısından. Serbest piyasa kapitalizmini ahlaki tek sistem olarak gördü. Gri alanları sevmedi. Bu netlik, takipçilerine güçlü bir entelektüel güven verdi. Uzun lafın kısası: Rand’a göre her insan kendi başına bir amaçtır; başkalarının amaçlarına ulaşması için bir araç veya kurbanlık hayvan değildir. Bu, kolektivizme büyük bir yanıt olarak görülüyor ve tepki görüyor.
Hayat değiştiren etki: Birçok okur için kitapları sadece romandan ibaret değil; her biri birer manifesto gibi okundu. Kendi yolunu çizme cesareti verdiğini söyleyen çok kişi çıktı, seven çok sevdi, hayranı oldu.

Pek, neden sevilmiyor? Sertlik, dışlayıcılık, kült eleştirisi
Rand, hayranı kadar sert muhalifi olan bir isim. Onun keskin duruşu, başka bir şeyi de mümkün kılmıyor.
Fedakârlık ve merhamet meselesi: “Bencilliğin erdemi” fikrini savundu. Ötekini önemsemeyi ahlaki bir ideal olarak görmedi. Bu yaklaşım, birçok kişi tarafından vicdanı zayıflatan bir tutum olarak yorumlandı. “Başkası için yaşamak” fikrine mesafesi tepki çekti. Rand’a göre gerçek birçıkar, ancak akıl yoluyla belirlenebilir. Akıl, insanın hayatta kalmak ve başarılı olmak için sahip olduğu tek araçtır; bu nedenle rasyonel davranmak en temel erdemdir. Bu ötekini yok saymak anlamına gelse de…
Siyah-beyaz dünya: Romanlarında güçlü ve üretken karakterler yüceltildi; zayıf ya da kararsız figürler çoğu zaman küçümsendi. Eleştirenler, bu dünyanın gerçek hayatın karmaşıklığını yeterince hesaba katmadığını söyledi. Engelliler, çocuklar ya da sistem içinde ezilen insanlar gibi grupların deneyimleri bu çerçevede görünmez kaldı eleştirisi yapıldı.
Akademik mesafe: Birçok akademisyen, metinlerini fazla didaktik ve tez odaklı buldu. Romanlarında fikirlerin karakterlerin önüne geçtiğini savunanlar oldu. Kadın-erkek ilişkilerinin sunuluşu ve bazı tartışmalı sahneler de özellikle modern ve feminist okurlar tarafından eleştirildi.
Bugün Ayn Rand’ın etkisi hâlâ sürüyor. ABD sağında, liberteryen çevrelerde ve girişimci kültüründe adı sık anılıyor. Teknoloji dünyasında “vizyoner girişimci” anlatısıyla yan yana getiriliyor, LinkedIN’de karşınıza Rand alıntısı çıkma olasılığı hayli fazla. Rand, kimi için aklın sesi, kimi için sert, dışlayıcı ve tehlikeli bir ideoloji sunuyor. Tartışma yıllardır devam ediyor, bitecek gibi de görünmüyor. Belki de Rand’ı Rand yapan şey, tam olarak budur; fazlası değil.