Geçtiğimiz günlerde Reuters’ta bir haber çıktı. Yıllardır sanat dünyasının en büyük muammalarından biri olan Banksy’nin kimliğine dair kapsamlı bir araştırmaydı bu. Reuters muhabirleri, işin peşine yalnızca Londra’da ya da sanat çevrelerinde düşmemiş; iz sürme hikâyesi Ukrayna’daki savaşın yıktığı bir köyden başlayıp New York’a, oradan da İngiltere’deki şirket kayıtlarına kadar uzanmış.
Araştırmanın çıkış noktasını, 2022’de Ukrayna’nın Horenka köyünde beliren bir Banksy duvar resmi oluşturuyor. Reuters ekibi, o gün bölgede bulunan tanıklarla konuşuyor, duvar resmini yapan kişileri kimin gördüğünü tek tek topluyor. Köylülerden biri, sanatçılara kahve verdiğini ve yüzlerini maskesiz gördüğünü anlatıyor. Muhabirler daha sonra, yıllardır Banksy olduğu öne sürülen isimlerin fotoğraflarını tanıklara gösteriyor; yani klasik bir gazete haberinden çok, neredeyse polisiyeye benzeyen bir yöntem.
Bu “fotoğraf dizisi”nde üç isim özellikle öne çıkıyor: Fransız sokak sanatçısı Thierry Guetta (Mr Brainwash), İngiliz sanatçı Robin Gunningham ve Massive Attack grubunun kurucularından Robert Del Naja. Reuters, bu isimleri tek tek köylülere gösteriyor. Tanıklar çoğu fotoğrafa net bir tepki vermiyor; ancak Robert Del Naja’nın fotoğrafı gösterildiğinde bir tanığın tepkisinin değiştiği özellikle not ediliyor. Bu kesin bir teşhis anlamına gelmiyor ama araştırmanın yönünü etkileyen bir detay oluyor.
Araştırmanın en dikkat çekici ayağını Amerika oluşturuyor. Reuters, 2000 yılında New York’ta bir reklam panosuna müdahale ederken yakalanan bir kişiye ait polis kayıtlarına ve mahkeme dosyalarına ulaşıyor. Bu dosyalarda el yazısıyla yazılmış bir ifade, imza ve olayla ilgili resmi belgeler bulunuyor. Haberin kırılma noktası da burada ortaya çıkıyor: Reuters, yıllardır söylenti düzeyinde dolaşan ihtimallerin ötesine geçen somut belgelere ulaştığını söylüyor. Üstelik bunlar resmi evrak!

Sonrasıysa İngiltere’deki şirket kayıtları, eski adresler, aile bağlantıları ve kamusal evraklar…
Reuters, sanatçının yıllar içinde yalnızca yüzünü değil, kamusal izlerini de sistemli biçimde sildiğini; hatta bir dönemden sonra eski kimliğinin izini sürmeyi neredeyse imkânsız hale getiren adımlar attığını aktarıyor. Eski menajer Steve Lazarides’in anlattıkları da bunu güçlendiriyor: Ona göre mesele başta polisten kaçmak için kurulan bir anonimlikten ibaretken, sonra başlı başına taşınan bir yüke dönüşmüş durumda.
Banksy olmak zor, Banksy olmak meşakkatli.
Haberde ilginç olan bir başka şey de şu: Reuters yalnızca “kim?” sorusunun peşine düşmüyor, “nasıl oluyor da bu kadar görünür biri bu kadar görünmez kalabiliyor?” sorusunu da soruyor. Banksy’nin anonimliği, habere göre artık kişisel bir tercih değil; sanat piyasasını, eserlerin değerini, satış mekanizmalarını ve kamuoyundaki etkiyi doğrudan besleyen bir unsur. Belki de Banksy, artık istese de ifşa olamaz!
Reuters, elindeki bulguları sanatçının ekibine, avukatına ve şirketine de iletmiş. Cevap kısa kalmış: Sanatçı konuşmak istemiyor. Avukatı kimliğin açıklanmasının mahremiyeti ihlal edeceğini, sanatçıyı riske atacağını da iletiyor. Reuters ise buna rağmen, kültürel ve politik etkisi bu kadar büyük bir figürün kamusal incelemeye açık olması gerektiğini söylüyor…
Kısacası ortada sıradan bir “Banksy bulundu” haberi yok. Daha çok, savaş bölgesindeki bir duvar resminden başlayıp eski bir New York gözaltısına, şirket kayıtlarına ve sanat piyasasının kapalı kapılarına uzanan çok katmanlı bir araştırma var karşımızda.
Reuters sonunda bir sonuca vardığını söylüyor; ama bu hikâyenin asıl çarpıcı tarafı artık tek bir isme ulaşmak değil, onlarca yıldır ustalıkla korunan bir perdenin nasıl aralandığını, ya da ustalıkla nasıl gizlendiğini göstermesi.
Peki, Banksy kim mi? Bunun cevabı bu haberde değil. Siz yine de, bir yerlerde ismi Rob olan biri görürseniz, ona biraz daha dikkat kesilin, yeter.