İstanbul’un en güzel semtidir Harem. Çünkü oradaki evlerin pencerelerinden ve balkonlarından, kentin o eşsiz silüetini, tarihi yarımadayı doyasıya seyredebilirsiniz. Semtin çocuklarının vitrinine ellerini dayayarak hayaller kurduğu yeri ise Harem İskelesi Caddesi’nin üstündeki ‘’Kanaryam Japon Oyuncak Mağazası’’dır.

Harem İskelesi Caddesi’nde oturan fötr şapkalı ve pardösülü adamı çok iyi tanıyan semtin yaşlıları her karşılaştıklarında saygıyla selam verirken, çocuklar onun sadece eski bir oyuncu olduğunu bilirlerdi. 1970’li yıllarında başında çocuklar sinema artistlerinden Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Ediz Hun’u tanırlardı. Nerden bilsinler ki inşaat tellerinden yaptıkları direksiyonları takarak sürdükleri plastik arabalarla yanından geçtikleri o oyuncunun, tiyatro ve sinema dünyasının dev sanatçısı Muhsin Ertuğrul olduğunu!..

Muhsin Ertuğrul’un evinin karşısında, elektrik direğinin altında bekleyen sivil polisin gözünü ayırmadığı apartmanda, mahalledeki çocukların fotoğrafını gazetelerde gördüğü ama karşılaşmadığı uzun boylu, yakışıklı bir delikanlı otururdu. Onun eve gelip gittiğinden kimsenin haberi olmazmış ama Hamdi adındaki kardeşi, Kanaryam Japon Oyuncak Mağazası’nın iyi yürekli sahibi Erdem Savaş’la sohbet ederken görülürdü. Salacak Gazinosu’nda hafta sonları konser veren ‘’Yarasalar’’ adlı müzik gurubunun da gitarcısıydı o meşhur delikanlının kardeşi. Kırmızı-lacivert formalı Selimiyespor’da oynayan ağabeyi Bora’nın da iyi bir futbolcu olduğu tüm semte yayılmıştı.

Harem İskelesi Caddesi’nde oynayan çocuklardan biri de bendim. Evimiz, Karacaahmet Mezarlığı’ndan başlayan caddenin, denize doğru inen yokuş tarafında, ‘’Karlık’’ denilen bölgenin başındaydı. Trabzon’dan İstanbul’a taşındığımızda oturduğumuz ilk apartman dairesidir burası. İstanbul’da tanıştığım ilk arkadaşım Ömer Dönmez’in bisikletiyle, (siz onu ‘’Ömercik’’ diye tanırsınız) Muhsin Ertuğrul ve polisin aradığı o üniversite öğrencisinin evlerinin arasından düşme korkusuyla geçerek yokuş aşağı hızlanmak, çocukluk yıllarımın en heyecanlı anlarıydı.

O gece babam eve geldiğinde hiçbirimizle konuşmuyordu doğru dürüst. Benden, birkaç sokak ileride oturan kuzenini çağırmamı istedi. Mutfaktaki küçük masaya oturduklarında kadehler birbiri ardına devriliyor, babam sazının tellerine hayatımda duymadığım kadar hüzünlü dokunuyordu. Oysa neşeli türküleri de sever, çalıp söylerdi babam. Bu bahar gecesi neden Ruhi Su’nun türkülerini birbiri ardına sıralıyor ve bizlere belli etmemeye çalışsa da ağlıyordu?

Oyuncakçı Erdem abimizin arkadaşı Hamdi Gezmiş şöyle anlatacaktı o geceyi yıllar sonra… “Beşini altısına bağlayan gece evde baş başaydık. Radyonun başında bekledik sabaha kadar… Uzanmıştık, arada dalıyorduk; sonradan söyledi annem, infazın yapıldığı saatlerde sıçrayarak uyanmış, ‘Bir an içimden bir şeyler koptu’ diye anlattı… 07.00 ajansında ilk haber olarak verildi. ‘Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan bu sabaha karşı idam edildiler’ diye bildirildi. Annem arka odadaydı. Duydu, feryadı kopardı. Yere attı kendini, bağırmaya başladı. ‘Gitti oğlum, Denizim’ diye ağlıyordu… Akşam babam ile Bora abim geldi. Annem ‘Gördün mü çocuğumu?’ diye sordu. ‘Gördüm, sarıldım’ dedi babam… ‘Nasıldı?’… ‘Boynunda bir morarmışlık vardı. İp izi…’ Günlerce ağladı annem, günlerce ağladı…”

Deniz Gezmiş’in annesi Mukaddes öğretmeni, benim de okuduğum Selimiye İlkokulunda öğrencisi olan arkadaşlarımdan dinledim. Haydarpaşa Ortaokulu ve Lisesinde de Deniz Gezmiş’in annesinin okutarak ilkokuldan mezun ettiği pek çok öğrencisiyle aynı sıralarda oturduk. Lisede ilerici öğretmenlerimiz, Deniz Gezmiş’in iftira atılan bir öğretmenini kurtarmak için, aralarında Mahir Çayan’ın da olduğu arkadaşlarıyla birlikte, yalan haberi yapan gazetenin Cağaloğlu’ndaki binasının önünde yaptıkları protesto gösterisini anlatırdı. Haksızlığa uğrayan o öğretmen, bir dönem Fenerbahçe futbol takımında da oynayan ‘’Boncuk Ömer’’dir ve Deniz Gezmiş idam edildikten sonra babası Cemil Bey’le karşılaştığında gözyaşları içinde boynuna sarılarak şunları söylemiştir: Ben, senin oğlun sayesinde temize çıktım, hakkını ödeyemem.

Anayasa Mahkemesi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını beşe karşı on oyla iptal etmişti. Bu karar, infazların bir an önce yapılmasını bekleyen çevrelerde tepkiyle karşılandı. Bu tepkilerden biri olan, 7 Nisan 1972 tarihli Tercüman gazetesinde Ahmet Kabaklı’nın köşesinde yayınlanan, Amerika Birleşik Devletlerinden gönderilen mektupta şunlar yazılıdır: Tarihten, tecrübeden ders alacak mıyız, yoksa sözde bir acıma duygusuyla karıştırılan, maksatlı birtakım oyunlara alet olarak Türkiye’yi yıkmak isteyenlere bir şans daha mı vereceğiz?

“Acıma duygusu”na yer yok diyen mektubun altında, ABD’deki Dünya Bankası’nda görev yapan “danışman”ın imzası vardır. Sahi, neden Dünya Bankası’nın bir danışmanı böyle bir tavsiye mektubu yazma gereği duymuştur? Neyin hesabı, havalesi, faizi peşindedir? Bu soruların yanıtını imzanın sahibinin adını okuyunca buluruz: Turgut Özal! Evet, 12 Eylül darbesinin idamları ardından Türkiye’nin başına getirilen Turgut Özal! Ve 12 Eylül’den sonra gelen iktidarlar tarafından “Türkiye’yi yıkmak isteyenlere” üst üste nasıl da “bir şans daha” verildiği, acı dolu gözyaşlarıyla tarih sayfalarını ıslatacaktır.

5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, Mamak Cezaevinin ikili hücrelerinde kalanlar, açılıp kapanan bir demir kapının sürgüsünün ardından koridorda sürtünen bir pranganın sesini duyarlar. Ve ardından Deniz Gezmiş’in o gür sesi yankılanır: Hadi eyvallah arkadaşlar!

İdamından dört ay önce babasına yazdığı bir mektupta Deniz Gezmiş’in düşüncelerini en yalın, en temiz, en berrak haliyle okuruz: Sen Mustafa Kemal döneminde yaşayıp bağımsızlığın ne olduğunu gördün. Dolayısıyla bağımsızlık uğruna ölmenin anlamını kavrayacağına inanıyorum. Anamı teselli etmeyi unutmayacağını biliyorum…

İnfazdan sonra Gezmiş ailesine teslim edilen eşyalar arasında bir de cep defteri vardır. Bu defterde sadece Deniz Gezmiş’in el yazısıyla yazdığı şu şiir okunur:

Yenilmişsem
Elim kolum bağlı
(Boynumda yağlı ip)
Gelip dayanmışsam
darağacına

(Dudaklarımda yarın
Gözlerim yarınlarda
Unutmak mı gerek seni?)

Kapılar kapalı
Tutulmuşsa gece kapkara yollar
Sıcacık bir sevgi
sunmayacak mıyım insanlara?

Bakmayacak mıyım yarınlara
Seslenmeyecek miyim insanlara?

Fotoğraf: Ergin Konuksever
Teşekkürlerimizle…