Edebiyat dünyasında yapay zekânın yeri giderek daha fazla tartışılırken Fransa’dan dikkat çekici bir haber geldi. Haiti asıllı Kanadalı yazar Thélyson Orélien’in ilk romanı C’était ça ou mourir (Ya Bu Ya Ölüm), yapay zekâ kullanılarak yazıldığı iddialarının ardından Fransa’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden Goncourt’un aday listesinden çıkarıldı. Üstelik roman, bu tartışmalar başlamadan hemen önce bir başka önemli edebiyat ödülünü kazanmış, Fransızca edebiyatın dikkat çeken yeni eserlerinden biri olarak gösterilmeye başlanmıştı.

Haiti’deki çete şiddetinden kaçmak zorunda kalan bir tarih ve coğrafya öğretmeninin Kanada’ya ulaşmak için çıktığı zorlu göç yolculuğunu anlatan roman, ağustos ayında Grasset tarafından yayımlandı. Şiddet, yerinden edilme, kimlik ve hayatta kalma mücadelesi gibi temaları ele alan kitap, kısa sürede yaklaşık 35 bin kopya sattı, 2026 Fnac Roman Ödülü’nü kazandı ve 20’den fazla ülkenin yayıncılarının ilgisini çekti. Ancak romanın başarısı, sosyal medyada ortaya atılan bir iddiayla bambaşka bir tartışmanın gölgesinde kaldı.

X platformundaki Balance ton Claude adlı hesap, yapay zekâ tarafından üretilen metinleri tespit etmek amacıyla geliştirilen Pangram adlı yazılımı kullanarak romanın büyük bölümünün yapay zekâ tarafından yazıldığını öne sürdü. İddialar kısa sürede Fransız basınına taşınırken yazarın geçmişte yayımladığı bazı metinlerde intihal bulunduğunun ortaya çıkması tartışmayı daha da büyüttü. Bunun üzerine Goncourt Akademisi, edebiyatın insan yaratıcılığına dayanan niteliğini koruma gerekçesiyle romanı aday listesinden çıkarma kararı aldı.

Orélien ise romanını yapay zekâya yazdırdığı yönündeki suçlamaları reddetti. Yazar, metnindeki dilsel tekrarların, ritmin ve imgelerin Haiti ile Karayipler’in edebî geleneğinden beslendiğini savunurken kendisine yöneltilen eleştirilerin kültürel ifade biçimlerini göz ardı ettiğini belirtti. Dahası, romanı inceleyen farklı yapay zekâ tespit programlarının birbirleriyle çelişen sonuçlara ulaşması, bu teknolojilerin ne kadar güvenilir olduğu sorusunu da gündeme getirdi. Çünkü bir metnin belirli kalıplar içermesi ya da alışılmadık bir anlatım ritmine sahip olması, tek başına yapay zekâ tarafından üretildiğini kanıtlamıyor.

1903 yılından bu yana verilen Goncourt Ödülü, Fransızca edebiyatın en önemli ödüllerinden biri kabul ediliyor. Kazanana yalnızca sembolik bir para ödülü verilmesine rağmen Goncourt’u kazanmak, bir yazarın uluslararası alanda tanınmasını ve eserinin çok daha geniş bir okur kitlesine ulaşmasını sağlayabiliyor. Dolayısıyla akademinin aldığı karar, yalnızca bir romanın ödül yarışından çıkarılması değil, edebiyat kurumlarının yapay zekâ karşısında nasıl bir tutum benimseyeceğine ilişkin önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor.

Aslında bu olay, edebiyatın geleceğine dair giderek daha karmaşık hâle gelen soruları da beraberinde getiriyor. Bir yazarın araştırma yaparken, metnini düzenlerken ya da dilbilgisi hatalarını düzeltirken yapay zekâdan yararlanmasıyla bütün bir romanı ona yazdırması arasında nasıl bir sınır çizilmeli? Bir metnin özgünlüğüne kim, hangi ölçütlerle karar vermeli? Üstelik henüz kesinliği tartışmalı teknolojik analizler, bir yazarın edebî kariyerini etkileyecek kararların temelini oluşturabilir mi?

Orélien’in romanının yapay zekâ tarafından yazıldığı iddiaları kesin biçimde kanıtlanmış değil. Ancak Goncourt Akademisi’nin kararı, edebiyat dünyasının artık yalnızca bir metnin ne anlattığını ve nasıl yazıldığını değil, onu gerçekten kimin yazdığını da tartışmak zorunda kalacağını gösteriyor. Görünen o ki yapay zekâ, yalnızca yazma biçimlerimizi değil, yazarlığın ve özgünlüğün ne anlama geldiğini de yeniden düşünmemize neden olacak.