Aşk, insanın bu dünyada varoluşunun belki de en güzel yanlarından birisidir. İnsan âşık olduğunda kendini farklı görür, dünyayı farklı görür, yaşamın amacını keşfettiğini ve tamamlandığını hisseder. Ancak bu durum sağlıklı bir aşk için geçerlidir. Bazen zihnimiz, aşk görüntüsü altında bizi çok daha farklı, yıpratıcı ve âdeta hayatımızın altını üstüne getiren bir girdabın içine sürükleyebilir. İlginç olan çoğu insan böyle bir şey yaşadığının farkında değildir. Yaşadığı şeyi, “büyük bir aşk, yoğun bir tutku ya da platonik aşk” zannedebilir. Ancak insana faydadan çok zarar sağlayan bu durumun ismi limerence’tır.
Limerence ilk bakışta platonik aşkı andırıyor ama klasik platonik aşka benzemiyor. Sağlıklı ve karşılıklı gelişen normal tutkulu aşka da benzemiyor. Tam anlamıyla bir saplantı hâli de diyemeyiz bu duruma; limerence, doğmamış bir aşkın fantezisiyle uzun yıllar boyu yaşama durumudur. Kişi, zihninde öyle bir illüzyon yaratır ki karşı tarafa gerçekte var olmayan muazzam vasıflar atfedebilir. Kişi âşık olduğunu düşündüğü kişiyle zihinsel olarak o kadar meşguldür ki günlük hayatından, işinden ve mevcut ilişkilerinden tamamen kopabilir. Bu durum bir süre sonra masum bir hayal olmaktan çıkıp insanı mutsuzluğa, derin kaygılara ve endişelere sürükleyen psikolojik bir probleme dönüşür.
Limerence’ın psikolojik bir problem gibi insanı olumsuz etkilemesinin sebebi, karşı tarafla kişinin arasında ya bir ilişki yok ya da çok yolun başında, adına bir flört bile zor denilebilecek bir durum olması. Buna rağmen bu problemi yaşayan kişi devamlı olarak o kişiyi ve birlikte yaşanacak geleceğin güzelliğini düşünüyor. Kendini onun kişiliğiyle, hayatıyla ilgili ayrıntılı hayallerin içinde buluyorsun. Hatta zihninde bazı hikâyelerde onun için ne kadar önemli olduğunu düşündüğün hikâyeler düşlüyorsun. Limerence yaşayan kişi karşı tarafı idealize eder ve onun tüm kusurlardan arınmış mükemmel bir insan olduğunu düşünür. Hatta bariz bir şekilde yaptığı kötü şeyleri bile iyi bir şekilde anlamlandırmak için sebepler bulur.
Limerence yaşayan bir insan, aslında karşısındaki kanlı canlı kişiyi değil, kendi zihninde inşa ettiği o kusursuz “arzu nesnesi”ni sever. Sevmek Zamanı filmindeki meşhur diyalog bu duruma çok güzel bir örnektir:
Halil: Resminle benim aramdaki bir durum, seni ilgilendirmez. Ben senin resmine âşığım.
Meral: İyi ama âşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim.
Halil: Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil, resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.
Limerence yaşayan birey, âdeta profesyonel bir dedektife dönüşebilir. Karşı tarafın sosyal medyadaki takipçi sayısındaki değişimleri, kimin gönderisini beğendiğini, hangi gönderinin altına ne yazdığını anlık olarak takip eder. Hatta hedef kişinin akrabalarının hayatındaki gelişmeleri bile kendi ailesinden önce öğrenebilir ve bunu bir iletişim başlatma bahanesi olarak kullanabilir. Karşı tarafın yaptığı hatalar, soğuk davranışlar ya da açıkça sergilediği saygısızlıklar bile rasyonalize edilir. “O aslında çok iyi biri, beni korumak için böyle yapıyor” denerek mükemmellik zırhı olduğu gibi korunur. Bazen sırf onun dikkatini çekebilmek için onun beğendiği tarzda giyinmek, saç rengini değiştirmek gibi kişinin kendi varoluşunu olumsuz etkileyecek davranışlar ortaya çıkabilir.
Peki, bir insan neden kendisine zarar verecek böyle bir tuzağa düşer? Karşılık görmediği hâlde neden zihnini bu denli yıpratır? Bu durumun kökleri, büyük oranda geçmişteki travmatik yaşantılara ve çocukluk dönemindeki duygusal yoksunluğa dayanıyor. Çocukken anne veya babasından görmesi gereken şefkati, sevgiyi ve onayı alamamış; terk edilmiş, soğuk ve sert ebeveyn figürleriyle büyümüş bireylerde içeride derin bir “ben sevilmeye layık değilim” inancı gelişir.
Bazı durumlarda evdeki kavgalardan, şiddetten veya büyük problemlerden kaçmak için zihninde hayali bir dünya kurarak ruh sağlığını korumaya çalışan çocuk, büyüdüğünde bu savunma mekanizmasını limerence olarak yetişkinlik hayatına taşır. Gerçek ilişkilerin soğukluğundan, çatışmalarından ve sorumluluklarından kaçıp, zihnindeki o güvenli ama hayali sığınıkla kendini korur. Dolayısıyla karşı taraf, aslında sadece içteki o devasa sevgisizlik boşluğunu kapatmak için seçilmiş bir nesnedir.
Bu psikolojik süreç üç temel aşamadan oluşur: İlk aşama, bağ kurma ve bağlanma aşamasıdır, flörtöz bir kıvılcımla başlayan ilgi, kişiyi karşı tarafa yoğun bir kara sevda hızıyla bağlar. İkinci aşama olan kristalleşme aşamasında karşı taraf tamamen idealize edilir, zihin gece gündüz onunla meşgul olmaya başlar ve durum tam bir saplantıya dönüşür. Üçüncü aşama olan bozulma ya da çözülme aşamasındaysa sağlıklı senaryolarda illüzyon yavaş yavaş kırılır ve kişi gerçek dünyaya dönmeye başlar.
Ancak bu döngü, karşı tarafta narsistik özellikler varsa hiçbir zaman bozulma aşamasına geçmeyebilir. Narsistik özelliklere sahip kişi, karşısındaki insanın bu saplantılı ilgisini kendi egosunu beslemek için duygusal olarak sömürür. Limerence yaşayan kişi tam vazgeçecekken narsist araya bir “çengel” ya da “çapa” atar, küçük bir mesaj veya sahte bir ilgi kırıntısıyla sönmek üzere olan ateşi yeniden alevlendirir ve kişiyi tekrar kendisiyle meşgul etme noktasına getirir.
Eğer böyle bir durum yaşıyorsan ve günün birinde mutlu olacağın bir ilişki yaşayacağını hayal ediyorsan kendine şunu sormanı isterim: Eğer gerçekten beni istiyor olsaydı, ben de bu kadar isterken, bir ilişkimiz olurdu. Peki bu kadar zamana ve çabaya rağmen neden bir ilişkimiz yok? Ve bu sorunun cevabı bazen seni rahatsız edebilir. Karşı tarafı kusursuz görme eğilimin en büyük tuzaklardan birisi. O da herkes gibi, olduğu göründüğü gibi birisi. Ve onu kusurlarıyla görmeye başladıkça bu büyülü tuzaktan çıkman mümkün olacaktır.
Son olarak şunu söylemek isterim, insan yaşadığı bir problemi kimseye anlatmadığı zaman objektif referanslarını kaybediyor ve yolunu şaşırıyor. Bu tuzağa düşmemek için güvendiğin bir-iki kişiye bu durumdan bahset ve onların geri bildirimlerini dikkatlice düşün. Eğer bu durum senin için içinden çıkılamaz bir hâl aldıysa psikolojik yardım da çok etkili olacaktır.