Reklam panolarının ışıkları sahaya vuruyordu. Futbolcuların bir kısmı podyumda, bir kısmı da kale arkası tribünlerinin önündeydi. Milyonlarca insanın aynı anda baktığı bu tabloya, 3 yaşındaki bir çocuk girdi. Keyne. Abisi Lamine Yamal, eğildi ve onu kucağına aldı. Yamal, o sırada kardeşinden ötesini alıyordu sanki kucağına; kendi çocukluğunu da.

Katalonya, Mataró, Rocafonda… Ülkenin çeperlerinde, göçmen ve işçi sınıfının yoğun olduğu bir mahalle. Fas’ın Larache kentinden gelen, inşaatlarda çalışan ve boyacılık yapan baba Mounir Nasraoui. Ekvator Gineli garson anne Sheila Ebana. Ayrılar. Lamine’in iki evi, iki şehri, iki farklı kültürel kökeni vardı. Çoğu futbolcu gibi yoksulluk içinde geçti çocukluğu. Büyümeye başladığında ise, dünyanın yeni süperstar adayı oldu. Bu yüzden, Keyne’in turnuva boyunca her maç Yamal’la eş anılması bir rastlantı değil, anlamın tamamlanmasıydı aslında. 

Yamal’ın, tamamladığı, dönüştürdüğü bir diğer anlam da Rocafonda oluyor. Kimi siyasetçiler tarafından “çöplük” olarak nitelenen Rocafonda’nın 08304 numaralı posta kodunu, kendine gol sevinci yaptı. Her golden sonra 304 yapıyor elleriyle. Ama niye? Pierre Bourdieu buna “sembolik sermaye” der: Bir insanın kazandığı itibarın, tanınmanın ve saygınlığın toplumsal güce dönüşmesi. Yamal, merkezin en uzağında bulunan ve merkezden bakıldığında yoksulluk, göçmenlik ve suçla damgalanan mahallesinin anlamını değiştiriyor. Rocafonda’dan geldiğini söyleyip duruyor en tepedeyken. İspanya ve Barcelona formalarıyla kazandığı itibarın bir bölümünü geldiği yere aktarıyor. Tıpkı, dünya kupasıyla poz verirken kardeşi Keyne’yi de yanına alması gibi. Elbette bir posta kodunun dünyaca tanınması, o mahalledeki yoksulluğu ortadan kaldırmıyor. Fakat bir zamanlar utanç ve dışlanma üreten adresi, kolektif bir gurur işaretine dönüştürüyor.

Yamal, belki farkında belki değil ama sembollerle konuşmayı seviyor. Bir derdi var. Hayata dair yaraları hâlâ kabuk bağlamamış. 304 hareketiyle köklerini daima diri tutmak istediğini yansıtırken, Keyne’yi de futbolla olan ilişkisine sürekli katması, dışa kapattığı aile kimliğini ve ağabey kimliğini parlatıp duruyor. Dışa kapattığı diyorum çünkü Yamal, kökleri noktasında ne kadar sıcaklığını koruyan, olgun tavırlar sergilese de aynı Dünya Kupası seremoni görüntülerinde sevgilisine ne kadar soğuk davrandığı da gündem oluyor. 

Aile imgesini, o mahrem noktayı, milyarlarca gözün içine sokan Yamal, bu konuda da sembolik bir değer üretiyor. Yamal’ın, derdini anlatma güdüsü bu iki sembolik değerden ibaret değil. Filistin bayrağı taşıyor kutlamalarda. Barcelona’nın 2026 şampiyonluk kutlamalarında, takım otobüsünün üzerinde Filistin bayrağı taşıyordu. Hem de hiç kimse ondan bunu istememişken. Hem de hiç kimsenin, bu yaşta, uçarı, yer yer aşırı gençliğin verdiği skandal tavırlar sergileyen bir adamdan böyle bir beklentisi yokken. Fakat Yamal, yaptığı bu kamusal seçimde, yarattığı sembolik değerlerde, sadece kendi çemberinde de kalmadığını anlatmak istiyordu. Bulunduğu noktadan çıkıp dünyanın çeperine atılmışlarla da aynı kadersel ve tarihsel bağı taşıdığını gösteren Lamine Yamal için Filistin, bir yerin uzağında olmamayı temsil ediyordu belki de. Hatta belki de, tüm bu sembolik sermayeye bakınca, Yamal’ın öteki tarafına, madalyonun diğer yüzüne de dikkat etmek gerekebilir.

Yamal için Keyne, bir yandan da artık olamadığı şey. Yitirilmiş çocukluk. Keyne, istediği her şeyi yapabilir. Yargılanmaz. Kameralar, onun hareketlerini gazete manşetlerine taşıyıp eleştirmez. Sosyal medyada linç edilmez. Keyne 3, Lamine 19 yaşında ama onun da, farklı şekillerde de olsa, Keyne kadar çocukluk yapma yılları henüz bitmedi. Fakat Lamine bunu yapamaz. Çünkü onun omuzlarında, Barcelona’nın 10 numarası olmak var. Messi karşılaştırması var. İspanya’nın beklentileri, Rocafonda temsiliyeti, sponsorların talepleri, milyonların yargıları, ailesi ve bir de Keyne var. Keyne’yi gördüğümüzde bir tatlı çocuk görüyoruz. Yamal’ı gördüğümüzde ise bazen eller üstünde taşımanın keyfini bazen de taş atmayı beklemenin hazzını yaşıyoruz. 

Öte yandan Lamine artık Rocafonda’ya da dönemez. Gündemden bir göndermeyle, Odysseus İthaka’ya döndüğünde kimse onu tanımamıştı. Lamine Rocafonda’ya döndüğünde ise onu herkes tanıyacak; fakat belki hiç kimse eskisi gibi göremeyecek. Mahalleye dönen Lamine değil, artık Yamal olacaktır. O her ne kadar hiçbir şeyini değiştirmeden yürüse bile o mahallede, hakkındaki tüm düşünceler değişmiştir. Çocukluktan sonra, Rocafonda da bir kayıptır Lamine için… 

Bir yardım kampanyası için, yıllar önce Messi’yle çekilen fotoğraflarına da değinmeden geçilemez. Fotoğraf 2007’de Barcelona ve UNICEF’in yardım takvimi için yapılan bir çekimde, fotoğrafçı Joan Monfort tarafından çekildi. Yamal’ın ailesi bir çekiliş sonucunda projeye seçildi; Messi’yle eşleşmeleri planlanmış bir “halef seçimi” değildi. Messi o sırada 20 yaşında, Yamal ise birkaç aylıktı. Sonradan kurulan bu kader anlatısını ve Messi tarafından vaftiz ediliş sahnesini bir yana bırakırsak, Yamal’ın futbol hayatı boyunca karşısında duracak o fotoğrafta, talihsiz bir şeyler de var aslında. Lamine o fotoğrafta tamamen edilgen. Messi onu tutuyor, Messi onu yıkıyor, Messi ona bakıyor. Lamine ise, hiçbir şeyin farkında olmayan bir bebek. Messi, mirası bırakıyor. Yamal, devralıyor. Yamal yine edilgen. Ve sonrasında Yamal, kucağına Keyne’yi alıyor dünyanın önünde. Messi’den devraldı sportif mirası, duygusal ve sınıfsal bir mirasa dönüştürüp kardeşine aktarıyor. Hikâyesi edilgen başlayan bu çocuk, etken olmak ve gerçek özneye dönüşmek için sembolik değerler yaratmak istiyor.

Reklam panolarının milyon dolarlık futbolculara vuran ışığı, sponsorların çizdiği kalın çizgiler içinde gerçekleşen organizasyon, savaş endüstrisiyle çarkını döndüren bir ülke, hakkında konuşulmadık kirlilik kalmayan bir FIFA… Tüm bu curcunanın içinde 3 yaşında bir çocuk, neyin kutlandığını bilmeden abisiyle bir şeyleri kutluyor. Hoş, 19 yaşındaki abisi de, hayatının anlamını kurmaya çalışırken, formasının her yerinden semboller saçıyor.

Lamine Yamal’ın hikâyesini önce başkaları yazdı: Göçmenlik, yoksulluk, ötekilik ve nihayet Messi’nin halefliği… O hikâyenin nesnesi olarak başladı hayata. Şimdi 304’ü ellerinde, Filistin bayrağını omuzlarında, kardeşini kucağında taşıyor. Başkalarının kendisi için yazdığı kaderden çıkıp kendi hikâyesinin öznesi olmaya çalışıyor.