“Sekiz saat uyku.” Muhtemelen son yılların en tartışılmaz sağlık tavsiyesi. Akıllı saatler uyarıyor, telefonlar uykumuzu ölçüyor derken; daha iyi uyuyabilmek için oda sıcaklığından magnezyuma, melatoninden ağırlıklı battaniyelere kadar her şeyi deniyoruz. Yeter ki “yeteri kadar” uyuyalım.
Peki ya gerçekten sekiz saat uyuması gerekmeyen insanlar varsa?
The New Yorker‘ın kapsamlı dosyasında aktardığı araştırmalara göre dünya nüfusunun yüzde 1’inden bile daha küçük bir kısmı “doğal kısa uyuyan” (natural short sleeper) olarak tanımlanıyor. Bu kişiler gecede yalnızca dört ila altı saat uyumalarına rağmen gün içinde yorgunluk yaşamıyor, bilişsel performansları düşmüyor ve uzun vadeli sağlık sorunları geliştirmiyor. Uykusuz kalmış biri gibi davranmıyorlar; çünkü aslında uykusuz değiller. Vücutları, genetik olarak daha az uykuya ihtiyaç duyuyor.
Araştırmanın en dikkat çekici isimlerinden biri 77 yaşındaki Joanne Osmond. Çocukluğundan beri gecede en fazla dört saat uyuyan Osmond, yıllarca bunun normal olduğunu düşünmüş. Babası ve kardeşleri de aynı şekilde geceleri kitap okuyor, bulmaca çözüyor ya da çeşitli hobilerle uğraşıyormuş. Ancak 2011 yılında yapılan genetik testler sayesinde bunun ailece taşıdıkları bir gen mutasyonundan kaynaklandığı ortaya çıkmış. Osmond ise bu ekstra zamanı boşa harcamamış: mühendislik okumuş, beş çocuk büyütmüş, teknoloji sektöründe çalışmış, eğitim politikaları üzerine uzmanlaşmış ve bugün hâlâ dünyanın farklı ülkelerindeki girişimcilere ders veriyor. Kaba bir hesapla, yaşıtlarından yaklaşık 13 yıl daha fazla uyanık zaman geçirdiği tahmin ediliyor.
Kaliforniya Üniversitesi San Francisco Kampüsü’nde çalışan insan genetikçisi Ying-Hui Fu, yaklaşık yirmi yıldır bu insanları araştırıyor. Fu ve ekibi bugüne kadar kısa uyku ihtiyacıyla bağlantılı beş farklı gende altı ayrı mutasyon tespit etti. Bu genlerden biri oreksin hormonunu etkiliyor. Oreksin, beynin uyanıklık sistemini düzenleyen en önemli moleküllerden biri. Hatta bu hormonun eksikliği narkolepsinin temel nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Araştırmacılar aynı mutasyonları farelerde oluşturduklarında onların da normal farelerden daha az uyuduğunu gözlemledi.
İşin ilginç yanı yalnızca uyku süreleri değil. Araştırmacılar, doğal kısa uyuyanların ortak bazı özelliklere de sahip olduğunu söylüyor. Çoğu yoğun tempolu işlerde çalışıyor, aynı anda birçok hobiyle ilgileniyor, ağrıya karşı daha dayanıklı olabiliyor, kahve ya da çaya daha az ihtiyaç duyuyor ve jet lag’den çok daha az etkileniyor. Ying-Hui Fu bu yüzden onlara şakayla karışık “Homo sapiens 2.0” diyor.
Elbette burada kritik bir ayrım var. Bu insanlar uykusuz değiller. İnsomnia yaşayan biri gibi bütün günü yorgun geçirmiyorlar. Gece vardiyasında çalışan insanlar gibi bedenlerini zorlamıyorlar. Beyinleri gerçekten daha az uykuya ihtiyaç duyuyor.
Bilim insanlarının henüz cevabını bulamadığı soru ise şu: Nasıl?
Uyku neden var, bunu bile tam olarak bilmiyoruz. Bir teori beynin enerji depolarını yenilediğini söylüyor. Bir başkası gün içinde oluşan atıkları temizlediğini düşünüyor. Bir diğeri ise anıları kalıcı hâle getirdiğini savunuyor. Ancak kısa uyuyan insanlar bütün bunları çok daha kısa sürede tamamlıyor gibi görünüyor.
Araştırmacılar gelecekte bu genetik mekanizmaların uyku bozukluklarının tedavisine kapı aralayabileceğini düşünüyor. Nitekim uyanıklık hormonu oreksin üzerine geliştirilen bazı ilaçlar şimdiden narkolepsi ve uykusuzluk tedavilerinde umut verici sonuçlar gösteriyor. Ama bilim insanları burada da oldukça temkinli. Çünkü uyku, insan bedeninin en karmaşık sistemlerinden biri. Daha az uyumayı sağlayacak bir ilacın yıllar sonra Alzheimer gibi ciddi hastalıklara yol açmayacağını kimse garanti edemiyor.
Belki de yazının en çarpıcı kısmı sonunda geliyor.
Araştırmaya katılan kısa uyuyanlar birbirleriyle ilk kez çevrim içi bir toplantıda tanışıyor. Hepsi gecenin bir yarısında, diğer insanlar uyurken bilgisayar başında. İçlerinden biri “Mahallede bütün ışıklar sönmüş oluyor, sadece ben ayaktayım.” diyor. Bir diğeri ise çocuklarının ona yıllarca “Seni hiç yatakta görmedim.” dediğini anlatıyor.
Yani daha az uyumak kulağa süper güç gibi gelse de bunun da kendine özgü bir yalnızlığı var.
Sonuç olarak, bu araştırma bize daha az uyumamız gerektiğini söylemiyor. Tam tersine, herkesin aynı miktarda uyuması gerektiği fikrinin doğru olmadığını gösteriyor. Hepimiz sekiz saat uyumak zorunda değiliz ama hepimizin ihtiyacı aynı da değil. Uzmanlara göre vücudunuzun gerçekten ne kadar uyku istediğini anlamanın en iyi yolu tatilde alarm kurmadan yaşamak. Ne zaman uykunuz geliyorsa uyuyup ne zaman dinlenmiş hissediyorsanız kalktığınızda, biyolojik ritminiz size zaten ihtiyacınız olan süreyi söyleyecektir.
Herkese iyi uykular…
Illustration by Grace J. Kim for The New Yorker