Gen Z’nin ilişkiyle imtihanına yeni bir kelime daha eklendi: solo-maxxing. En basit hâliyle bekârlığı, tek başına vakit geçirmeyi, kendi kendine yetmeyi anlatıyor. Ama bu kez işin içinde biraz daha can sıkıcı, biraz daha tanıdık bir neden var: İlişkiler artık pahalı! Bu sefer ekonomik başa çıkma yöntemi olarak yalnızlığı tercih etmek söz konusu.
Yaşamın her alanını etkileyen enflasyon, ilişki kurmanın görünür maliyetini artırınca bu eğilim de daha görünür hâle geldi. Bir buluşma için gereken kişisel bakım, uygun kıyafet, ulaşım, yemek, kahve, etkinlik masrafları ve ilişkinin ilerlemesiyle artan sosyalleşme ciddi bir bütçe gerektirdiği için Z kuşağı ilişkilerden uzaklaşıyor.
Guardian’ın aktardığına göre Bank of Montreal’in 2026 verileri, ABD’de ortalama bir Gen Z buluşmasının yemek, içki, ulaşım ve hazırlanma masraflarıyla birlikte 205 doları bulduğunu söylüyor. Yani biriyle tanışmak, bir kahve içmek, belki yemeğe çıkmak, eve dönmek derken romantizm daha en baştan bütçe hesabına dönüşüyor. Üstelik bu yalnızca “ilk date” meselesi de değil. Birini tanımak için birkaç kez buluşmak, ilişki başlarsa onu sürdürmek, birlikte plan yapmak derken aşkın etrafında görünmez bir maliyet tablosu beliriyor. Gençlerin iş bulmakta zorlandığı, yapay zekâ kaynaklı mesleki kaygıların arttığı, hayat pahalılığının gündelik kararları belirlediği bir dönemde “flört etmek” bile lüks hissi verebiliyor.
Özellikle Z ve Y kuşakları arasında popülerleşen solo-maxxing, bekârlığı yalnızca bir medeni durum değil, bir yaşam stratejisi gibi tarif ediyor. Dijital dünyanın hemen her şeye “kullan-at” dediği bu dönemde, yeni ilişki modelleri de bireyi romantik bir hikâyenin öznesinden çok, pazarın bir parçasına dönüştürüyor. Gidilmesi gereken yerler, alınması gereken şeyler, paylaşılması beklenen deneyimler ve sürekli eksiye yazan banka hesapları… Hâl böyle olunca ilişki kurmak da yalnızca duygusal değil, ekonomik bir karar gibi görünmeye başlıyor.
Bu açıdan bakınca solo-maxxing, sınırlı bütçesini korumaya çalışan gençler için bir tür finansal savunma refleksi gibi de okunabilir. Ev sahibi olmak zorlaşıyor, kariyer planları belirsizleşiyor, yetişkinliğin geleneksel kilometre taşları daha ileri yaşlara kayıyor. Böyle bir tabloda gençlerin ilişkilere ayıracağı maddi ve duygusal kaynak da azalıyor. Bir ilişki artık sadece “Onu seviyor muyum?” sorusuyla başlamıyor; “Ona zaman ayırabilir miyim?”, “Bunu ekonomik olarak sürdürebilir miyim?”, “Yakın gelecekte nerede olacağımı biliyor muyum?” gibi sorular da devreye giriyor.
Ama bütün bu tabloya rağmen solo-maxxing’i yalnızca “ilişkilerden kaçış” diye okumak da eksik kalır. Çünkü tek başına sinemaya gitmek, kendi başına tatile çıkmak, bir restoranda yalnız oturabilmek ya da kimseye yaslanmadan gününü kurabilmek gerçekten de kıymetli beceriler. Mesele, yalnızlığın güçlendirici tarafıyla mecburiyet tarafının birbirine karışması. Z kuşağı tam bu arada duruyor: Bir yandan kendi hayatını kimseyi beklemeden kurmayı öğreniyor, diğer yandan ilişki kurmanın bile ekonomik koşullara bağlı hâle gelmesine itiraz etmeden uyum sağlamak zorunda kalıyor.
Solo-maxxing bu yüzden hem çok güncel hem de biraz hüzünlü bir kavram. Çünkü aşk hâlâ var, flört hâlâ heyecanlı, birlikte bir hayat ihtimali hâlâ güzel; sadece artık hepsinin yanına küçük bir dipnot ekleniyor: Bütçe uygunsa.