Cenazedeki konuşmama ilişkin ifadelerinizle ilgili olarak öncelikle şunu söylemek isterim: Orada öylece dikilip konuşmak felaket bir şeydi. İkincisi, beni (ve aslında Guy’ı) hukuki kariyere çeken nedenin çok da eşi benzeri bulunmaz bir şey olduğunu düşünmüyorum. Benim (bizim) gibilerin bu çılgın, çivisi çıkmış, anlamsız, barbarca, katlanılmaz derecede endişe verici, can sıkıcı ve baş döndürücü gezegende bir nebze olsun düzen içinde yaşayabilmesi için bir arayıştı bizimki… Bu tabii ki ilgi çekici bir neden sayılabilir. Dindar biriyseniz, ki ben öyleyim, belki dini bir metin dışında, siyah ve beyazı net biçimde birbirinden ayıran kanunların verdiği rahatlık gibisi yoktur ancak İncil bile, eğer özüne inilebilirse, bahsettiği tüm ikilemleri ve nüanslarıyla insanı sefil bir kafa karışıklığı durumuna sokar fakat dini bir metin söz konusu olduğunda elbette şüphe tümüyle rafa kaldırılır ve tedbir elden bırakılır.
Ayrıca mektup yazmamın nedenini sormuş, bu alışkanlığımı tuhaf ve pratik olmaktan uzak diye nitelendirmişsiniz. (Bu ifadelerinizi hakaretten ziyade kişiliğinizi ele veren bir ipucu olarak değerlendiriyorum Bay Watts ama yine de bana karşı kullandığınız hakaretamiz ifadeler olduğunu söylemem gerek.) Bir başkasına söylediğiniz her şeyi, arkadaşlarınızla içki içerken, iş arkadaşlarınızla ve uzak akrabalarınızla ise telefonda yaptığınız tüm konuşmaları, e-posta aracılığıyla hızlıca ve pek de düşünmeden gönderilen, daha çok gevezelik olarak tanımlanabilecek tüm mesajları, cep telefonunuzdan gönderdiğiniz mesajları düşünün. Bu kişilerarası iletişimin toplamı esasen hayatınızın özüdür. İlişkiler, yaşlanınca farkına vardığımız üzere, hayatın çekirdeğidir. Şimdi de bunların tamamının yok olduğunu düşünün. Öylece yitip gitti! Bir gün, Bay Watts, siz de yitip gideceksiniz. Çocuklarınız varsa sizi hatırlarlar, torunlarınız varsa Tanrı’nın izniyle onlar da sizinle ilgili birkaç anı kırıntısını hatırlayabilirler ancak onların çocukları sizi kesinlikle hatırlamayacak. Birkaç eski fotoğrafı raftaki bir albümde saklarlar belki. Ve yine belki, yaşamları boyunca iki-üç kez albümün sayfalarını çevirip sizi görürler ve Aaa, evet, bizim Jimmy şu büyük büyük büyükbabamız Mick’e benzemiyor mu? diye düşünür ve bir sonraki sayfaya geçebilirler. Sizden geriye sadece bu kalacak, bu da üç nesilden daha az bir süre içinde neredeyse tümüyle silinip gidecek. Şu anda bedeninizin içinden 64 baktığınızda size muazzam görünen hayatınız, soyunuzdan gelenlerin damarlarındaki kandan ve belki de, eğer şanslıysanız, moda diye tanımlanan her şey gibi yetmiş küsur yıl sonra yeniden moda olacak ve SİZİN hakkınızda hiçbir şey bilmeyen yeni doğmuş bir bebeğe iliştirilecek, aile ağacının bir dalından koparılmış isminizi taşıyan uzak akraba bir adaşınızdan ibaret olacak.
Fakat insan hayatını sayfalara emanet etmişse az önce tarif ettiğim trajedi gerçekleşmez. Düşünün bir… İnsanın başkalarına gönderdiği mektuplar, karşılığında aldığı cevaplar, muhteşem bir yapbozun parçaları gibi, hatta daha iyi bir benzetmeyle uzun bir zincirin halkaları gibidir. Bu halkalar hiçbir zaman bir araya getirilmese bile, ki kesinlikle hiçbir zaman getirilmeyeceklerdir, ölmekte olan bir karahindibanın kırılgan tohumları gibi üflenip yeryüzüne dağılmış olarak kalsalar da mektubun sahibi olan kişinin hayat hikâyesinin bir şekilde muhafaza edildiğini, o mektubun bir gün birileri için çok küçük de olsa bir anlam ifade edebileceğini düşünmek harika bir şey değil mi?
Eğer tüm bunlar size sadece bir saçmalık gibi geliyor ve hiçbir anlam ifade etmiyorsa, o zaman yazılı mektubun taşıdığı daha basit bir değeri de göz önünde bulundurabilirsiniz. O da yazışmanın gerçekten dünyadaki ilk medeniyet türlerinden biri olduğu ve bu türün sürdürülmesinin henüz fark edemediğimiz bir değeri olması gerektiğidir. YAZILI SÖZCÜKLER, Bay Watts. Beyaz üzerine siyahla yazılmış kelimeler. Mektuplar. Kitaplar. Kanunlar. Hepsi aynı. Hayatımın hatırlayabildiğim en eski dönemlerinden beri bu fikirdeyim ve kalemle bir cümle kurabildiğimden beri (yani dokuz yaşından beri) başkalarına mektuplar yazıyorum. Düşündüğümden daha uzun yazdım. Doğu Yakası’na ziyaretinizin güzel geçmesini dilerim. Evansberg davasına gelince, o dava benim için müthiş eğlenceliydi. Biraz hafiyelik gerektiren öylesi davalar en sevdiklerimdi.
Saygılarımla, Bayan Sybil Van Antwerp
Not: İyi bir espri, yapan kadın ya da erkek olsun, iyi bir espridir. Böyle yorumlar yaptığınızda insan yaşlı bir budala olduğunuzu düşünüyor.