İstanbul’un en büyülü yerlerinden biri olan Yerebatan Sarnıcı yine bir yönetim tartışmasının ortasında. İBB’nin mülkiyetinde ve işletmesinde bulunan sarnıcın tapusunun Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edildiği açıklandı. İBB, devir işlemini kendilerine resmi bir tebligat yapılmadan, tapu kayıtlarını incelerken öğrendiklerini duyurdu. Ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tahliye talebi geldi; İBB yargıya başvurdu. Son gelişmede ise İstanbul 8. İdare Mahkemesi, tahliye işleminin uygulanması halinde “telafisi güç ya da imkânsız zararlar” doğabileceği gerekçesiyle yürütmeyi durdurdu. Yani mesele kapanmış değil; hukuki süreç devam ediyor.
Yerebatan Sarnıcı, İBB Miras’ın 2022’de tamamladığı kapsamlı restorasyonla bambaşka bir çehreye kavuşmuştu. Restorasyon öncesinde yapı, özellikle olası İstanbul depremi açısından risk taşıyordu. Sarnıcın üzerinde yük oluşturan yaklaşık 2 metre yüksekliğindeki betonarme yürüyüş yolu kaldırıldı; yerine daha hafif, modüler çelik bir platform yapıldı. Mevcut gergi demirleri sökülerek paslanmaz çelik ve geri alınabilir modern bir gergi sistemi kuruldu. Yapı hem güçlendirildi hem de ziyaretçinin sarnıcın derinliğini, sütunlarını, suyunu ve atmosferini daha iyi hissedeceği bir müze deneyimine dönüştürüldü.
Üstelik bu restorasyon yalnızca “biraz ışıklandırdık, biraz boyadık” türünden bir dokunuş değildi. Sarnıçtan 700 kamyon beton çıkarıldığı, zemindeki çimentolu geç dönem döşemelerin temizlendiği, tonlarca harç ve balçığın uzaklaştırıldığı belirtiliyor. Yeni aydınlatma tasarımı, sergiler, video haritalandırma çalışmaları ve müze mağazasıyla Yerebatan, klasik bir turistik uğrak olmaktan çıkıp yaşayan bir kültür mekânına dönüşmüştü.
Bugünkü kaygı da tam burada başlıyor. İnsanlar “Yerebatan Sarnıcı artık kimin olacak?” sorusundan çok, “Yerebatan Sarnıcı’na bundan sonra ne olacak?” diye soruyor. Giriş ücretleri, kültür-sanat programları, sergiler, İBB Miras’ın kurduğu yeni müzecilik anlayışı, yapının kamusal erişilebilirliği ve restorasyon sonrası hassas koruma politikası devam edecek mi? İstanbul’un belleği, her yönetim değişikliğinde yeniden el değiştiren bir tapu meselesine mi dönüşecek?
Çünkü Yerebatan Sarnıcı yalnızca 1500 yıllık bir yapı değil; İstanbul’un hafızasının en karanlık, en serin, en etkileyici odalarından biri. Mesele de biraz bu yüzden büyük: Bir kültür varlığını ayağa kaldırmak yıllar sürüyor, onu politik bir mülkiyet tartışmasının içine çekmek ise birkaç imzaya bakıyor. Şimdi herkes aynı şeyi merak ediyor: Sarnıç, restore edildikten sonra kazandığı kamusal ve kültürel hayatı koruyabilecek mi, yoksa İstanbul’un başka simge mekânları gibi yönetim krizlerinin gölgesinde mi kalacak?