“Bay Miyake, ateşin şekline bakınca arada bir tuhaf bir hisse kapıldığınız oluyor mu?
“Nasıl bir hisse?”
“Günlük yaşamımızda hissetmediğimiz şeyleri tuhaf şekilde canlı hissetmek gibi. Nasıl anlatabilirim bunu… Aklım pek çalışmadığından pek iyi ifade edemiyorum ama ateşi böyle seyrettikçe nedense sakinleşiyorum.”
Miyake düşündü.
“Ateşin şekli özgürdür. Özgür olduğundan da onu seyredenin yüreğindekine göre şekil alır. Eğer ateşe baktığında sakinleşiyorsan, içindeki sakinlik ateşe yansımış demektir. Anlatabildim mi?”
“Hı hı.”
“Ama bu, her ateşte böyle olur mu dersen, hayır olmaz. Bunun olması için ateşin de özgür olması lazım. Gaz sobasının ateşinde olmaz mesela. Çakmağın ateşinde de olmaz. Normal şenlik ateşinde de olmaz. Ateşin özgür olması için iyi bir yeri olması gerekir. Ve bunu herkes öyle kolayca yapamaz.”
“Siz yapabilirsiniz, öyle mi?”
“Yapabildiğim zaman da oluyor, yapamadığım da. Ama genelde yapıyorum. Kendimi vererek yaparsam oluyor genelde.”
“Şenlik ateşini seviyor olmalısınız.”
Miyake başını sallayarak onayladı. “Benim için artık hastalık gibi. Bu göbek deliği gibi şehirde yaşamaya başlamamın nedeni de buradaki sahile diğerlerine göre daha çok tahta parçasının vurması. Tüm neden bu. Şenlik ateşi yakmak için buraya kadar geldim. Ne saçma hikâye değil mi?”
Cunko o günden sonra Miyake ne zaman şenlik ateşi yaksa, ona katıldı. Gece yarısına dek insan kalabalığı devam eden yaz ortası hariç tutulursa, neredeyse tüm bir yıl boyunca şenlik ateşi yaktı. Haftada iki kere yaktığı zamanlar da oldu, aylarca hiç yakmadığı da. Buna, dalgalarla sürüklenip gelen kütüklerin birikme miktarına göre karar verdi. Her halükârda şenlik ateşi yakmayı düşündüğünde mutlaka Cunko’ya telefonla haber verdi. Keisuke, Cunko’yla dalga geçerek Miyake için “şenlik ateşi arkadaşın” dedi. Normalde kıskanç biri olan Keisuke, sadece Miyake’de sorun çıkarmadı.
Çeviren: Ali Volkan Erdemir