Onun için sosyal medya fenomeni mi demek daha doğru olur yoksa gizemli editör mü bilmiyorum ama Cem yaptığı tespitlerle size farklı bir bakış açısı katıyor. Kattığı bu bakış açısı yetmiyormuş gibi bir de kitap yazarak el yükseltti. Kendisiyle ciddi bir kitap röportajı yapmaya niyetlendim ama işler hiç istediğim gibi gitmedi. Ortaya böyle bir şey çıktı. Ne diyebilirim ki Cem, iyi satışlar.

Cem selamlar.
Selamlar Emrah.

Kitabın enteresan bir ismi var. Neden Melanie Klein, Melanie Klein!?
Melanie Klein bir psikanalist. Kitaptaki kadın karakter, Burcu, ondan alıntı yapmayı seviyor. Derin teorik bir hayranlıktan ziyade, söyleyişindeki çocuksu ve müzikal zevk için. Dilini ön iki dişine değdirerek “Melanie Klein” demeyi cool buluyor yani. Yanı sıra, kitabın ismi böyle çünkü biraz şekil dursun istedim.

Hayır onu sormuyorum aslında. Neden iki kere Melanie Klein yazıyor? Tek seferde anlaşılmıyor mu?
Karakter çok seviyor işte o yüzden…

Neyse pek ikna olmadım ama devam ediyorum. Haset, kıskançlık ve utançla ilgisi yok mu?
Bir bar sohbetinden fazlası değil. Gündelik tespitler belki; derin değil, karmaşık değil. Aslında alıntı yapmanın kendisi de, name-dropping‘i kastediyorum, ancak bir bar sohbetinde makul karşılanmalı. Biri Melanie Klein’dan alıntı yapmamalı, o bir şey söylemeli ve ben şunu demeliyim: Wow, kesin Melanie Klein okumuş.

Eee, kadın karakter o zaman özenti bir entelektüel mi?
Evet ama bunun farkında ve bunu çok seviyorum. Alıntı yapıyor ama komik de buluyor. Eğleniyor yaptığı alıntıyla.

Kitabın hemen girişinde Murat Belge’den bir alıntı var: “Galiba dünya karmaşıklaştıkça karmaşıklaştıktan sonra, nihayet Binbir Gece Masalları’nın basitliğine döndü.” Basit bir hikâye mi bu, ya da bir masal mı?
Hayli basit bir hikâye. Neredeyse iddiasız, doğal, süssüz. Karakter mükemmele yakın, neredeyse bir masal kahramanı. Bunları seviyorum, genius‘ın daha komplike bir şey yaratmaya çalışmakta değil buralarda olduğuna inanmaya başladım, bilhassa Oğuz Atay okuduktan sonra. (Gülüşmeler).

(Gülüşmeler) yazamazsın ya.
Güldüm ama yazarken.

Epigraf tam olarak kitabın özeti yani?
Evet, ve tabii en önemlisi, biri bana “Karakter fazla mükemmel?” derse, ona yanıt olarak “Biliyorum, masal kahramanı gibi çünkü, epigrafta da yazmıştım” diyebilirim. Biri kitaptaki hikâyeyi basit bulursa, “Evet epigrafa bakarsan görürsün, farkındayım” diyebilirim. Epigraf ne yazdığımı bildiğimi  imliyor. Bunların her biri, bilinçli alınmış kararlardı diyor. Anlayacağın o epigraf beni olası eleştirilere karşı koruyan bir kalkan. Nazar Duası gibi.

Kitap çıktıktan sonra eline alıp şöyle bir göz gezdirdin mi, heyecanlandın mı?
Heyecanlanmadım ama şunu düşündüm: Kesinlikle mükemmel bir kitap bu.

Kitapta anlatıcı biriyle tanışıyor, Burcu. Zengin bir kadın. Evi, eşyaları, yaşam tarzı… Her şey “kocaman” ve büyük. Bu anlatıcıda nasıl bir his yaratıyor?
Burcu’nun evi sahiden de çok büyük; üç katlı, bahçeli, her şeyin “kocaman” olduğu bir yer. Anlatıcı, o yüksek tavanlar ve derin kupalar karşısında kendini küçük hissediyor; bu yönüyle Melanie Klein, Melanie Klein!; *Normal İnsanlar’*dan daha sınıfsal bir anlatı diyebiliriz. Tüm gerilim buraya dayanıyor neredeyse.

Biyografik öğeler var mı, sana benzettiğim birkaç yer oldu karakteri?
Hiç sanmıyorum biyografik öğeler olduğunu. Bizim karakter fazla loser bence, umarım biyografik sanılmaz benim için çok kötü olur. He, Burcu’ya benzetebilirler ama. O masal kahramanı gibi, cool ve Melanie Klein’dan alıntılar yapabiliyor.

Kitapta anlatıcı Burcu’yu o kadar çok seviyor ki playlistler’i, takvim yapraklarını ve peçeteleri saklıyor; bu çizimler hareket de katmış kitaba. Bir arşivci yani karakter.
Yani, ihtimalle Masumiyet Müzesi‘ni okumuş ve sevmiştir, özenti de bir tip zaten.

Bir aşk başlıyor, tam birbirlerinden hoşlanmışlarken karakterler, sen öyle bir şey yapıyorsun ki hikâyenin sonuyla ilgili spoiler veriyorsun.
Valla iyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum. Ama daha özgüvenli geldi.

Aşk hikâyesi yani bu?
Ya öyle galiba ama öyle demeyi sevmiyorum, demeyelim.

Bir ilişkinin içinde olmak, midye dolmanın yapıldığı yeri görmeye benzetiyorsun. Nasıl bir benzetme bu?
Ben değil Burcu benzetiyor. Nasıl laf?

Çok iyi. Ama soruya cevap alamadım.
Duygusal yakınlık çoğu zaman çok steril değildir. Pislik, kusmuk, kavgalar, hakaretler – onayladığım ya da böyle yaşadığım anlamı çıkmasın. Ama karakter öyle görüyor. “Buradan iyi bir şey çıkmaz” diyor yani, midyenin yapıldığı yeri görsen bir daha yiyemezdin, ilişki de böyledir diyor.

İki bölümden oluşuyor kitap ve kedilerle ilgili iki alıntıyla açılıyor bu bölümler. Sen kedilerden korkuyorsun diye biliyorum?
Çok korkuyorum ve bak gördün mü biyografik değilmiş.

Doğru ama soruya yine yanıt alamadım.
Ya şöyle, kediler önemli yer tutuyor kitapta. Aslında kitabın aklıma gelen ilk ismi, “Everything I Learned from Cats and Kate” idi. Kate’den ve kedilerden öğrendiğim her şey. Karakter, kediye benziyor çünkü. Bazen, kediler de böyle, senin görmediğin bir şeyi görürler ve aniden hareketlenip bir yere doğru hareketlenirler. Görülmeyeni gören bir karakter Burcu. O yüzden, makul bir benzetme. Bir de duştan çıkınca çok sinirli oluyor.

Kediye benzeyen bir kadın karakter ve loser bir adam yani?
Evet, tam olarak öyle.

Kitabın sonunu neden söyledin başında?
Ne bileyim, yapmamalı mıydım?

Aslında iyi biliyor musun?
Di mi ya?

Cool duruyor.
Teşekkürler. Bitirelim mi?

Yeterli bence.
Bence de.

Teşekkürler Cem.
Teşekkürler Emrah.