Baharın gelişi bazı takvimlerde yalnızca mevsim değişikliği değildir; biraz niyet, biraz oyun, biraz kalabalık, biraz da topluca umut etme meselesidir. Her yıl 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kutlanan Hıdırellez de kışın kapandığı, yaz günlerinin başladığı, dileklerin gül ağacının dibine bırakıldığı, ateşlerin üzerinden atlandığı, sofraların bereket fikriyle kurulduğu eski bir bahar bayramı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın aktardığı halk takvimine göre yıl eskiden ikiye ayrılıyor: 6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar süren dönem “Hızır Günleri”, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar süren dönem ise “Kasım Günleri” olarak anılıyor. Bu yüzden 6 Mayıs, yalnızca baharın değil, sıcak günlerin ve açık havanın da başlangıcı sayılıyor. Hıdırellez’in adının, halk inancında darda kalanlara yardım ettiğine, bolluk ve şifa getirdiğine inanılan Hızır ile denizlerin koruyucusu kabul edilen İlyas’ın isimlerinden geldiği kabul ediliyor. Hızır ile İlyas’ın yılda bir kez, yeryüzünde buluştuğuna inanılan bu gece; sağlık, bereket, kısmet, ev, iş, aşk, yol ve yeni başlangıç dilekleriyle karşılanıyor.

Hıdırellez’in en bilinen ritüelleri de bu yüzden doğrudan dilekle, niyetle ve yenilenmeyle ilgili. Kimi ev, araba, yolculuk ya da başka bir arzusunu küçük kâğıtlara çizer; kimi dileğini yazıp gül ağacının dibine bırakır; kimi ateşten atlayarak kötülüklerden arınacağına inanır. Bazı yerlerde piknikler yapılır, salıncağa binilir, şarkılar söylenir, dans edilir, su kenarlarında ya da yeşil alanlarda kalabalık sofralar kurulur. Anadolu’nun farklı bölgelerinde Hıdırellez gecesi mayasız bırakılan sütün Hızır’ın dokunuşuyla yoğurt olacağına inanılması gibi daha yerel uygulamalar da var. Yani Hıdırellez, tek bir ritüelden çok, doğanın uyanışını gündelik hayatın içine taşıyan küçük ve büyük pratiklerin toplamı.

Bu gelenek yalnızca Türkiye’ye ait kapalı bir kültürel alan olarak da görülmüyor. UNESCO, “Bahar Kutlaması: Hıdırellez”i 2017’de Türkiye ve Kuzey Makedonya’nın ortak dosyasıyla İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne aldı. UNESCO’nun tanımında Hıdırellez, doğanın uyanışını karşılayan; sözlü gelenekler, gösteri sanatları, toplumsal ritüeller, bayram pratikleri ve doğayla ilgili bilgi birikimini bir araya getiren çok katmanlı bir miras olarak yer alıyor. Balkanlar’da, Kafkasya’da, Orta Doğu’nun kimi bölgelerinde ve Türk dünyasında farklı adlar ve uygulamalarla karşılığı bulunan bu bahar kutlaması, aslında mevsimlerin değişimine insanların verdiği ortak cevabı da gösteriyor: Kış biter, toprak canlanır, insan yeniden dilek tutar.

Hıdırellez’in bugün hâlâ bu kadar canlı kalmasının nedeni belki de biraz burada saklı. Modern şehir hayatında baharın gelişini çoğu zaman takvimden, hava durumundan ya da dolaptaki kıyafet değişiminden anlıyoruz. Oysa Hıdırellez, baharı yalnızca fark etmeyi değil, onu karşılamayı öneriyor. Bir gece için de olsa insanın dileğini yazması, ateşin başında durması, bir ağacın dibine umut bırakması, kalabalıkla aynı şarkıya eşlik etmesi tuhaf biçimde iyi geliyor. Çünkü Hıdırellez, eski bir inançtan bugüne kalan folklorik bir iz olmanın ötesinde, insanın yenilenme ihtiyacına da dokunuyor.

Bu yıl da Hıdırellez, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere farklı şehirlerde konserler ve özel etkinliklerle kutlanacak. İstanbul’da Kolektif İstanbul’un ev sahipliği yaptığı Balkan Wedding Party – Hıdırellez Özel, 5 Mayıs 2026 saat 21.00’de Babylon’da gerçekleşecek. Yine İstanbul’da Suzan Kardeş’in Hıdırellez Festivali, 3 Mayıs 2026’da Maximum Uniq Açıkhava’da izleyiciyle buluşacak. Ankara’da ise Suzan Kardeş’in 34 yıldır sürdürülen Hıdırellez/Bahar kutlaması bu yıl 4 Mayıs akşamı Vişnelik’te; Fanfare Ciocarlia’nın “Hıdırellez Konseri” ise 5 Mayıs’ta CSO Ada Ankara’da düzenlenecek.

Kısacası Hıdırellez, bu yıl da bize çok eski ama hâlâ geçerli bir şeyi hatırlatıyor: Bahar bazen kendiliğinden gelmez; onu çağırmak, karşılamak, bir dileğe dönüştürmek gerekir. Bir gül ağacının dibine bırakılan kâğıt, ateşin üzerinden atlayan kalabalık ya da gece yarısına kadar süren bir şarkı… Hepsi aynı cümleye çıkıyor: Kış bitti, şimdi biraz umut zamanı.