23 Nisan 1920’de TBMM’nin ilk kuruluşunun yanı sıra Atatürk’ün çocuklara armağanı olan tarihteki ilk çocuk bayramının da kutlandığı gündür. Bu önemli bir olaydır.
Dünya nüfusunun geleceği çocuklar, günümüzde çok pasif olarak işkence görmekte ve hiçbir şekilde dertlerini ifade edememektedirler. Dünyadaki ekonomik yapılanma farklılıklar doğurmaktadır. Bunun bedelini de ne yazık ki en çok çocuklar ödemektedir. Genel anlamda “eşitsizlik” dendiğinde zengin veya fakir anlıyoruz. Oysa aradan çok sular aktı. Birinci Cihan Harbi’nden beri kadınlar aktif üretim hayatına katıldı. İkinci Harp’ten sonra bu daha da arttı. Kadın iktisadi hayata girdi, elbet girecek de. Ama bu giriş çocuğuyla meşgul olmasına mani olmamalıdır. Öğrencilerime hep şunu söylerim: Kahvaltıyı birlikte yapamayacaksanız, iyi geceler diyemeyecekseniz, masal anlatamayacak ya da dua okuyamayacaksanız, akşam yarım saat konuşmayacaksanız çocuk doğurmayın! Baba adayları için de geçerli bu. Anne-baba çok para kazanıyor, çocuğuna istediğini alıyor ama çocuğunun yanında yok. Olacak iş mi bu?
Burada çocukların tayin edemeyeceği bir adaletsizlik var. Dünya üzerinde çocuklar eğitim alamıyor, beslenemiyor ya da kötü besleniyor. Bugün dünyanın en zengin ve en kudretli ülkesi görünen Amerika Birleşik Devletleri çocukları kimyayla zehirliyor. Refah içinde gördüğünüz güya tok geçinen ülkelerde bile insanlar zehirleniyor. Türkiye de bunlardan birisi! Şekerin kötü olduğunu herkes biliyor, sırf Canan Karatay değil. Unutmayın ki şekerden beter olan mısır şurubu var, onu yiyor bizim çocuklarımız. Demek ki zavallı bebelerimizin hayatları teminat altında değil.
Türkiye’de 2 milyonun üzerinde çocuk işçi var. Bunlara tarım işçileri dahil değil. Mevsimlik işçilik yapan aileler içinde tabii ki çocuklar da var. Okul yok, iyi bir yaşam yok ve bu çocuklar oraya tarlada oyun oynamaya gitmiyorlar. Çocuk işçilik yapamaz. Çocuğa verilebilecek iş ve görev, öğretmeninin öğrettiklerini öğrenmek ve oyun oynamaktır. Bunun dışında çocuğa hiçbir iş, görev yükleyemezsiniz. Türkiye’de ne yazık ki çocuklarımızı istismardan koruyamıyoruz. Bu çok hazindir. Bu istismar sadece çocuğun işçi olarak kullanılması da değildir. Aile terbiyesi ayrı bir fasıldır. Çocuk oynar, beslenir ve öğrenir. Bu öğrenme belirli bir zamandan sonra disiplinle yapılır. Bugünün dünyasında karşımıza çıkan sosyal demokrat partiler de dahil olmak üzere tüm siyasi partilerin eğitim konusunda çok başarısız olduğunu görmekteyiz. Türkiye’de 1950’lerden sonra çok yapıldı bu. Okul açıldı ama nasıl açıldı? Çok kötü okullar açıldı. Ne tarım okulu tarım okuluna, ne sanayi okulu sanayi okuluna ne de imam hatip imam hatibe benziyor. Bu genel bir problemdir. Bu memleketin çocukları aldatılıyor. Her türlü eğitim olabilir ama nasıl eğitim olur bunun üzerinde duracaksınız. Eğitimin kalitesizliği çocuk gelişimi için önemli bir eksikliktir: dünyada hem lise hem de üniversite eğitiminin kalitesi düşmüştür. Bu dünyada yaygın bir sorundur.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen bilmeliyiz ki gelecek çocuklarımızın elindedir. Türkiye henüz ihtiyar ülkeler arasında değil, hâlâ genç bir nüfusa sahip; her ne kadar batıda doğum oranı düşse de 21. yüzyılı genç nüfus olarak kapatacağımızı biliyoruz. Çocuklarımızın Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin eğitim politikası ve hedefleriyle eğitilmesi şarttır. Herkes bu demokratik hedefin etrafında toplanmalıdır. Bunun dışında hedef olamaz. Bir toplumu düzenlemek bakkal dükkanını düzenlemeye benzemez. Toplumsal mühendislik geri zekalı faşizan bir fikirdir. Unutmayın ki tarihte çok organize bürokrasiye sahip toplumlar bile bunu beceremedi. Bir toplumu kendi kafana göre inşa edemezsin. Hele bu kafa ortalama insanların kafasıysa, hiçbir yere gidemezsin. Bizim çocuklarımız Türkiye’nin ideallerine uygun yetiştirilmelidir.
*Bu yazı KAFA dergisinin 44.sayısında (Nisan 2018) yayımlanmıştır.