2026’nın takvimi Londra’dan Floransa’ya, Paris’ten New York’a, oradan Venedik ve Basel’e uzanıyor. Bu yıl yalnızca “çok sergi var” diye geçiştirilemeyecek kadar yoğun. Üstelik mesele sadece büyük isimler değil; bahar ve yaz aylarında bienal, retrospektif ve fuarların neredeyse birbirine eklemlendiği bir sezon oluşuyor. Kısacası, sanat izleyicisi için de koleksiyoner için de “bir yere giderken üç yere daha uğrama” yılıdır. Buyrunuz:

Sezonun erken dikkat çeken duraklarından biri, Tate Modern’de 27 Şubat–31 Ağustos 2026 tarihleri arasında görülecek Tracey Emin: A Second Life. Tate, bu sergiyi Emin’in kırk yıla yayılan üretimini bir araya getiren büyük bir sunum olarak tanımlıyor. Hemen ardından Floransa’da Rothko in Florence, 14 Mart–23 Ağustos arasında Palazzo Strozzi’de açılıyor ve Mark Rothko’yu yalnızca soyut resmin büyük figürlerinden biri olarak değil, Floransa’yla kurduğu düşünsel bağ üzerinden de yeniden okuyor. Paris’te ise Grand Palais’nin 24 Mart–26 Temmuz tarihli Matisse, 1941–1954 sergisi, sanatçının geç dönemine odaklanarak 300’den fazla işi bir araya getiriyor. New York tarafında The Met, 29 Mart–28 Haziran arasında Raphael: Sublime Poetry ile sanatçıya Amerika’daki ilk kapsamlı sergilerden birini ayırırken, MoMA da 12 Nisan–22 Ağustos tarihleri arasında Marcel Duchamp retrospektifiyle elli yılı aşkın süredir Kuzey Amerika’da görülmemiş ölçekte bir Duchamp toplamı sunuyor. Yani daha ilkbahar bitmeden Londra, Floransa, Paris ve New York arasında başlı başına yoğun bir sanat trafiği oluşmuş oluyor.

Mayıs ayıyla birlikte rota daha da sıkışıyor. 6 Mayıs’ta Venedik’te Gallerie dell’Accademia’da açılan Marina Abramović: Transforming Energy, sanatçının 80. yaşına denk gelen büyük bir sergi olarak duyuruluyor ve müzenin açıklamasına göre Abramović, kurum tarihinde bu ölçekte sergi açan ilk yaşayan kadın sanatçı oluyor. Bundan yalnızca birkaç gün sonra, 9 Mayıs’ta 61. Venedik Bienali, Koyo Kouoh küratörlüğünde In Minor Keys başlığıyla kapılarını açıyor ve 22 Kasım’a kadar sürüyor. Aynı dönemde New York’ta 13–17 Mayıs tarihleri arasında Frieze New York yeniden The Shed’de gerçekleşiyor. Haziran geldiğinde bu yoğunluk İsviçre’ye taşınıyor; Art Basel Basel, 18–21 Haziran tarihlerinde galerileri, müzeleri, koleksiyonerleri ve sanat profesyonellerini yine aynı şehirde buluşturuyor. Yılın son büyük duraklarından biri de Berlin: Sophie Calle, 13 Kasım 2026–2 Mayıs 2027 arasında Hamburger Bahnhof’da açılacak büyük sergiyle 2026 takvimini sonbahardan sonraki döneme taşıyor.

Bütün bunlara yan yana bakınca, 2026’nın yalnızca “önemli sergiler yılı” olmadığını söylemek mümkün. Bu takvim, bir yandan müze retrospektiflerinin ağırlığını, bir yandan bienallerin söylem kuran etkisini, öte yandan fuarların piyasa gücünü aynı sezonda topluyor. Ajandaya tek tek tarih atmak yetmeyebilir; bu kez mesele biraz da o tarihler arasında nasıl bir rota kuracağımız gibi duruyor.