Türk tiyatrosunda derin izler bırakan Haldun Dormen, sahnede yarattığı dünyalarla hafızamızda. Yüzlerce rol, onlarca prodüksiyon ve sayısız öğrenci yetiştiren Dormen’in sanat yolculuğunda özel bir yere sahip olan oyunlardan biri de Şahane Züğürtler. Kendi deyimiyle en gurur duyduğu ve en çok sahnelediği yapımlardan biri olan bu oyun, yalnızca büyük bir tiyatro başarısı değil; aynı zamanda onun insana, onura ve sahneye duyduğu derin bağlılığın da simgesiydi. Bugün onu, tiyatroya adanmış bir ömrün en parlak anılarından biri olan bu oyun üzerinden saygı ve özlemle anıyoruz.

ABD’deki günlerimden beri oynadığım roller 150’yi geçti sanırım. Tabii bunların arasında başroller olduğu kadar minik roller de var. Bunların çoğundan büyük keyif aldım. Bazıları da birer kâbus oldu. Örneğin başrolünü bir kadının oynadığı, Muhsin Ertuğrul’un sahneye koyduğu ve benim de “Leartes” rolünü üstlendiğim Hamlet o kâbuslardan biriydi. Bugüne kadar oynadıklarım arasında benim en unutamadığım, en gurur duyduğum oyun, iki ayrı prodüksiyonda 580 kez oynadığım Tovaritch (Şahane Züğürtler) oldu. İlk prodüksiyonun Fransa’da yazılışından 36 yıl sonra Dormen Tiyatrosu’nda sergilenen, benim de başrol olan “Prens Mikail”i canlandırdığım prodüksiyon oldu. Şahane Züğürtler’in ilk oynanışının muhteşem kadrosunda Ayfer Feray, Nisa Serezli, Tuncel Kurtiz, Suna Keskin, Başar Sabuncu, Turgut Boralı, Sema Özcan ve Tülin Oral gibi önemli isimler vardı. Oyun perdesini açtıktan sonra büyük sükse yapmış ve tıklım tıklım dolu oynanmıştı. Oyunun bir sahnesinde çalınan “Oçiçornya” şarkısı benim simgem hâline gelmiş, bütün müzik mekânları beni görünce bu şarkıyı çalarak beni selamlamaya başlamıştı.

Şahane Züğürtler’de beni en mutlu eden şey, Prens Mikail’in karakterinde kendimden çok şey bulmam, bu nedenle de onu çok iyi anlamam olmuştu. Prens’in devrilmiş Rus Çarı için yaptığı fedakârlıklar, bu nedenle bir yeni zengin evine uşak olarak girmeyi kabul etmesi beni role âşık etmişti.

90’lı yıllarda yaptığımız ve başrolünü bu kez Nevra Serezli’yle paylaştığımız ikinci prodüksiyon da birincisi kadar tutmuş ve tıklım tıklım oynanmıştı. Hiç kuşku yok ki bu oyunun konusunda ve karakterlerinde inanılmaz bir büyü vardı. İyi oynandığı zaman oyuncuyu mutlu etmemesine ve seyirciyi etkilememesine olanak yoktu.

Şahane Züğürtler’in ilk oynanışında beni en mutlu eden, unutamadığım şeylerden biri de o yıllarda hâlâ Rusya’dan İstanbul’a göç eden ve burada yaşayan Ruslar’ın oyundan sonra sahne arkasına gelip beni gözyaşları içinde sarılıp öpmeleri ve teşekkür etmeleriydi. Bu “Şahane” macerayı benimle birlikte oyunu yaratan ve artık aramızda olmayanları saygı ve sevgiyle anıyorum.

*Bu yazı Haldun Dormen tarafından yazıldı, KAFA dergisi Tiyatro Özel sayısında yayımlanmıştır.