Bu hafta, günlerden bir gün, 31 Mart günü yani, Uluslararası Trans Görünürlük Günü. İlk olarak 2009 yılında kutlanan Trans Görünürlük Günü bu yıl 16. yaşında. Kutlu olsun.
2009 yılında aktivist Rachel Crandall tarafından başlatılan TdoV [International Transgender Day of Visibility] trans bireylerin başarılarını ve katkılarını onurlandırmayı amaçlıyor.
Biz de sizler için Trans Görünürlük Gününe özel 5 filmi-belgeseli listeledik. Hepsi başka bir yerden ele alıyor konuyu, bu çeşitlilik de hoşumuza gitti, yalan yok. O hâlde, buyrun:

Tangerine (2015) – Sean Baker
2015 Sundance Film Festivalinde prömiyerini yapan film, Los Angeles’ın sokaklarında geçen dinamik, sarsıcı bir hikâye. Alametifarikası iPhone ile çekilmiş olması; iPhone bağımsız, düşük bütçeli yapımlar için bulunmaz nimet. Türkiye’de de Çıplak dizisi, bildiğiniz üzere iPhone ile çekilmişti. Fakat Tangerine biraz daha eski olduğundan iPhone 5S ile çekiliyor. Filmin konusu kısaca şöyle: Trans seks işçisi Sin-Dee Rella, 28 günlük hapis cezasını yeni tamamlamıştır ve başka bir trans seks işçisi olan arkadaşı Alexandra ile buluşur. Alexandra, Sin-Dee’nin erkek arkadaşı Chester’ın kendisini aldattığını açıklar. Sin-Dee, Chester’ı ve kadını bulmak için mahalleyi aramaya başlar. Özellikle, Sin-Dee’nin eski erkek arkadaşıyla yüzleştiği sahneler izlenmeli. Filmi takip ederken kurgusu atlanmamalı.

A Fantastic Woman – Muhteşem Kadın (2017) – Sebastián Lelio
Oscar ödüllü bu Şili yapımı film, cinsiyet kimliği ve toplumun trans bireylere karşı gösterdiği önyargıları konu ediniyor diyebiliriz. Kısaca bahsedelim: Gece kulüplerinde çalışan trans şarkıcı Marina, kendisinden epey büyük sevgilisi Orlando’nun aniden ölmesi üzerine şüpheli durumuna düşer. Ölen sevgilisinin yakınları ve polis tarafından tacize, tehditlere maruz kalan Marina, hem Orlando’nun partneri hem de bir insan olarak haklarını savunmak zorundadır.
Daniela Vega’nın performansı göz alıcı. Film sadece bir trans kadının değil, aynı zamanda insanın varoluş mücadelesinin, hayatta kalma dürtüsünün de öyküsü. Film Berlin Film Festivali’nden en iyi senaryo ödülü sahibi.

Paris Is Burning – Paris Yanıyor (1990) – Jennie Livingston
İkonik bir belgesel; izlemeyenler çok şey kaçırıyor. Translara dair herhangi bir görsel üretimde referans noktası oluşturacak denli önemli.1980’lerin New York’unda geçen belgesel, o dönemdeki ‘ballroom’ kültürünü ve queer toplulukların bir araya gelerek dayanışmalarını anlatıyor. Trans bireylerin, drag queen’lerin ve diğer LGBTQ+ topluluklarının yaşamlarına dair bir pencere aralıyor Paris Is Burning. Sadece transların değil, Afro-Amerikanların, latinlerin kesişimsellikleri de belgeselde kendine yer buluyor; onu değerli kılan şeylerden biri de bu. İşin güzel yanı, hemen şimdi, aşağıdaki linke tıklayarak belgeseli izleyebilirsiniz:

The Danish Girl – Danimarkalı Kız (2015) – Tom Hooper
Gerçek bir hikâyeye dayanan The Danish Girl, 1920’lerin Danimarka’sında cinsiyet geçişini gerçekleştiren Lili Elbe’nin hayatını konu alıyor. Lili Elbe tanınmış bir ressam olmasının yanı sıra bilinen ilk cinsiyet değiştirme operasyonunu da geçiren kişi. Eddie Redmayne, muhteşem oynuyor Elbe’yi. Hikâyesi zaten başlı başına ilgi çekici olan film, transların sadece toplumda karşılaştıkları zorlukları değil, aynı zamanda tıp bilimi karşısında çektiklerine de odaklanıyor. Bu yönüyle diğerlerinden ayrılıyor film; hem gerçek olması hem bu otantiklik için listeye kesinlikle alınmalı.

Disclosure – Beyaz Perdenin Ardında (2020) – Sam Feder
Sam Feder’in 2020 yapımı belgeseli de erişimi nispeten kolay belgesellerden: Çünkü Netflix’ten erişilebiliyor. 27 Ocak 2020’de Sundance’te gösterilen belgesel transların hayatlarının nasıl yansıtıldığına odaklanıyor. Koskoca sinema endüstrisi, peki ya translar bunun neresinde? Hollywood trans karakterleri nasıl tasvir ediyor, dahası bu tasvirler transların hayatlarını nasıl etkiliyor. Disclosure, sinemadaki trans karakterlerin zamanla nasıl daha derinlemesine ve doğru bir şekilde işlenmeye başlandığını, aynı zamanda Hollywood’un uzun yıllar boyunca bu karakterleri nasıl yanlış ve olumsuz şekilde sunduğunu gösteriyor bizlere. Bir nevi, kendi sektörünü ifşa ediyor Sam Feder. Laverne Cox, Lilly Wachowski ve diğer birçok ünlü ismin katkılarıyla hazırlanan bu belgesel, trans temsili üzerine yapılacak tartışmalar için önemli bir kaynak.